Takvimler 13. Cuma’yı gösterdiğinde, dünyanın dört bir yanındaki milyonlarca insanın zihninde görünmez bir alarm çalar. Kimileri o gün evden çıkmamaya yemin eder, kimileri borsa hamlelerini erteler, kimileri ise bu durumu popüler kültürün bir şakası olarak görüp hafif bir tebessümle geçer. Peki, basit bir rakam ve bir günün birleşimi, nasıl oldu da kolektif bilincimizde bir "korku imparatorluğu" kurmayı başardı? Gelin, bu gizemli inanışın kökenlerine, mitolojiden sinema perdelerine uzanan kısa bir yolculuğa çıkalım…

***

Antik dünyada ‘12’ sayısı, bir bütünlüğü ve mükemmelliği temsil ederdi; 12 ay, 12 burç, Olimpos’un 12 tanrısı... Bu düzenin hemen ardından gelen 13, düzeni bozan, fazlalık ve kaotik bir sayı olarak görülmeye başlandı. Yani 12 sayısı kusursuz, 13 ise kaos sembolü olarak göründü.

13 sayısına dair ilk büyük gölge, Norveç Mitolojisine düşer. Tanrıların verdiği 12 kişilik bir ziyafete davet edilmeyen, 13. misafir olarak katılan Loki, hilesiyle iyilik tanrısı Balder'in ölümüne neden olur. Bu olay, dünya üzerindeki mutluluğun sonu ve büyük kaosun başlangıcı kabul edilir.

Hristiyan geleneğinde ise 13, "Son akşam yemeği" ile özdeşleşirdi. Masadaki 13. kişi, İsa’ya ihanet eden Yahuda İskariot’tur. Bu dinsel referans, 13 sayısının "ihanet ve trajedi" ile anılmasına yol açmıştır.

Cuma gününün uğursuzlukla ilişkilendirilmesi, 13 sayısından bağımsız olarak da derin köklere sahiptir. Batı kültüründe Cuma; Âdem ile Havva’nın yasak elmayı yediği, Nuh Tufanı'nın başladığı ve Kabil’in Habil’i öldürdüğü gün olarak rivayet edilir. En önemlisi ise, İsa’nın bir Cuma günü çarmıha gerilmesidir. Orta Çağ Avrupa’sında Cuma, "Cellat günü" olarak bilinirdi. Darağaçlarının genellikle bugün kurulması, halkın zihninde Cuma’yı ölüm ve ayrılıkla birleştirdi.

***

Ancak bu algının tamamen kültürel olduğunu unutmamak gerekir. Örneğin İslamiyet’te Cuma, haftanın en kutsal ve bereketli günü kabul edilirken, Yahudilikte Şabat’a hazırlık aşaması olarak büyük önem taşır.

Aslında "13. Cuma" kavramının tek bir blok halinde korku unsuru olarak kullanılması, nispeten yenidir. 19. yüzyılın sonlarına kadar bu iki kavram ayrı ayrı uğursuz sayılsa da, 1907 yılında Thomas W. Lawson’un yazdığı, "Friday, the Thirteenth" adlı roman, bu inanışı popüler kültürün merkezine taşıdı. Roman, borsayı bu özel günün uğursuzluğunu kullanarak manipüle eden bir adamı anlatıyordu.

1980’lere geldiğimizde ise bu batıl inanç, sinemanın gücüyle sarsılmaz bir yere sahip oldu. "Friday the 13th" (13'üncü Cuma) film serisi ve hokey maskeli katil Jason Voorhees, 13. Cuma’yı bir korku markasına dönüştürdü. Bugün pek çok otelde 13. katın olmaması, uçaklarda 13. sıranın atlanması veya asansörlerdeki düğmelerin 12’den 14’e geçmesi, bu toplumsal hafızanın somut yansımalarıdır.

Dünyanın geri kalanı 13. Cuma’dan çekinirken, bazı kültürler kendi "şanssızlıklarını" yaratmıştır.

Mesela, Yunanistan ve İspanya: Asıl tehlike Salı günüdür; Ay’ın 13’ü ve Salı birleştiğinde kapılar kilitlenir.

İtalya: Korkulan sayı 13 değil, Roma rakamıyla yazıldığında "Yaşadım (Öldüm)" anlamına gelen harflerle eşleşen 17’dir.

Uzak Doğu: Japonya ve Çin’de ölümle sesteş olan 4 sayısı, 13’ün yerini alan başroldür.

***

Sonuç olarak; 13. Cuma korkusu, antik mitolojinin dinsel hikâyelerle harmanlanıp, modern medya tarafından cilalanmış halidir. Belki de asıl uğursuzluk, bir günün kötü geçeceğine dair beslediğimiz o güçlü inancın ta kendisidir.

Eğer 13. Cuma’dan bu kadar korkuyorsanız, belki de sadece güzel bir korku filmi izlemeniz en iyisi olacaktır!

Küçük bir not; Takviminize bakın. Mart’ın 13’ü, sessizce bir Cuma gününe yaklaşıyor...

Aman dikkat..!