Tarih sayfaları, insanoğlunun insana reva gördüğü kıyımlarla dolup taşar. Ancak bazen doğa, savaşın tam ortasında öyle zifiri bir perde çeker ki, insanlığın o mağrur kibri okyanusun karanlığında tek bir çığlıkla yutulup gider. 1945 yılının Temmuz sıcağında, 2. Dünya Savaşı’nın son demleri yaşanırken, Pasifik’in ıssız kucağında sergilenen dram; bir savaş trajedisinden ziyade, varoluşun en çıplak ve çaresiz hâliydi.
Hiroşima’ya felaket taşıyan atom bombasının parçalarını gizlice teslim eden devasa Amerikan savaş gemisi USS Indianapolis, görevini tamamlamanın verdiği o sahte huzurla yol alıyordu. Fakat gecenin karanlığını yaran Japon torpidoları, dev gemiyi sadece 12 dakika içinde suların dibine gömdü. Bin 200 kişilik mürettebattan geriye kalan 900 insan, can yeleklerine tutunarak kendilerini karanlık suların insafına bıraktığında, asıl cehennemin kapılarının yeni aralandığından habersizdi.
***
Tuzlu suların ortasında geçen 5 uzun gün... Gündüz tepelerinde kavuran bir güneş, gece ise iliklerine işleyen dondurucu bir yalnızlık. Susuzluktan dudakları yarılan, dilleri şişen o gencecik bedenler için zaman adeta durmuştu. Çaresizliğin sınırı aşıldığında, tuzlu suyun illüzyonuna yenik düşenler halüsinasyonların karanlık labirentlerinde akıllarını yitirdiler. Fakat yüzeydeki bu zihinsel kıyametin hemen altında sinsi süzülüşlerle yaklaşan çok daha korkunç, çok daha acımasız bir vahşet kol geziyordu.
Sudaki kan kokusunu alan onlarca yüzlerce köpekbalığı, adeta ölümün habercileri gibi etraflarını sardı. Önce yaralı askerlerin çığlıkları yırttı geceyi. Aniden köpüren sular, çaresiz çırpınışlar ve hemen ardından gelen o ağır kan donduran sessizlik... Yanı başındaki silah arkadaşının karanlığa çekilişini çaresizce izleyen her asker için geçen her saniye, ruhun parça parça eksildiği bir işkenceye dönüştü. Günler ilerledikçe açlığın ve kanın hırsıyla cesaretlenen sürü, artık sadece cansız bedenleri değil, tutunmaya çalışan sağlıklı askerleri de göz göre göre yutuyordu.
Tesadüfen bölgeden geçen bir devriye uçağı bu dehşet tablosunu fark ettiğinde, okyanusun ortasında yaşam mücadelesi veren 900 candan geriye yalnızca 316 kırık ruh kalmıştı. Yaklaşık 600 insan; insanlık tarihinin gördüğü en kitlesel, en amansız köpekbalığı saldırısında doğanın acımasız çarkları arasında yok olup gitti.
***
Hayatta kalanların anlatıları, askeri stratejilerin ya da savaş raporlarının çok ötesinde; bir insanın yaşayabileceği en derin dehşetin vesikası olarak tarihe kazındı.
USS Indianapolis trajedisi, insanoğlunun kurduğu savaş makinelerinin, doğanın kadim ve vahşi kanunları karşısında ne kadar kırılgan olduğunu; Pasifik’in dev bir mezarlığa dönüştüğü o kanlı hafızayla bize hatırlatmaya devam ediyor.