Eskiler ne de güzel demiş; “Aşk karın doyurmaz..!”

Sanırım atalarımız bu lafı söylerken 2026 yılı Türkiye’sindeki kiralardan, semt pazarındaki meyve-sebze fiyatlarından, enflasyon canavarından ve ay sonunu getiremeyen maaş bordrolarından haberdardı.

Günümüzde edebiyat tarihinin o yüce, o yakıcı, o dağları delen aşklarını alıp bugünün ekonomik bozgununun tam ortasına bıraksak... Acaba ortaya nasıl bir Yeşilçam kesiti çıkardı?

O halde gelin, aşkın ve cüzdanın son durumuna yakından bakalım.

***

Ferhat ile Şirin: Dağları delmek mi, ev sahibini ikna etmek mi?

Zamanında Şirin’ine kavuşmak için dağları hiltisiz, iş makinesiz delip şehre su getiren Ferhat, bugün yaşasaydı, o kazmayı vuracak tek bir dağ bile bulamazdı. Neden mi? Çünkü o dağlar büyük ihtimalle imara açılmış, bir kodamanın gayrimenkul projesine devredilmiş veya maden ruhsatıyla kapatılmış olurdu.

Ferhat, Şirin’in babasından kızını istemeye gittiğinde büyük ihtimalle şu diyalog yaşanırdı:

Şirin’in Babası: "Maaşın ne kadar evlat? Ev kira mı, kendi evin mi? Araban var mı?"

Ferhat: "Amca ben aşkım için dağları deliyorum!"

Şirin’in Babası: " Koskoca Ferhat, gelmiş evimde içgüvey olacak. Tövbe estağfurullah! Dağları delene kadar git bir işe gir. Kiranın yarısını öde bari. Zaten faturalar senin delmeye çalıştığın dağ kadar birikti!"

Bugünün şartlarında Ferhat, Şirin’e romantik bir sürpriz yapıp dağdan su getirse; belediye anında kaçak su kullanımından ceza keser, üstüne bir de "Ekolojik dengeyi bozmaktan” hakkında soruşturma açılırdı.

Şirin ise akşam pazarının son saatlerinde ezik domates toplarken, Ferhat’a WhatsApp’tan mesaj atardı, "Ferhat, dağ delmeyi bırak da dönüşte bir ekmekle, 250 gram kıyma al. Tencere yine boş kaldı!"

***

Kerem ile Aslı: Aşkından yanmak mı, astarı geçen tatil masrafı mı?

Gelelim Kerem ile Aslı’ya... Kerem, Aslı’nın peşinden diyar diyar gezmiş, aşkından cayır cayır yanmıştı. Bugün Kerem, Aslı’nın peşinden değil şehirlerarası gitmek, yan semte bile geçemezdi. Otobüsün bilet fiyatlarını görünce aşkını gözden geçiren Kerem, akaryakıt zamları yüzünden Aslı’ya ancak WhatsApp üzerinden şarkı söyleyebilirdi.

Kerem, Aslı’ya olan sevdası yüzünden tutuşup yandığında etraftakiler romantizme değil, yükselen dumanlara odaklanırdı, "Amman Kerem Bey, durup dururken yanma! İtfaiye gelse köpük parası yazar, yangın merdiveni vergisi alırlar! Bak sigorta da karşılamaz haa!"

Peki ya o meşhur tatiller?

Kerem ile Aslı bir haftalık kaçamak yapıp Ege’ye, ne Ege’si..! Mersin’e girmek isteseler; otel ve şezlong fiyatını, serpme kahvaltının kişi başı bedelini ve plaj giriş ücretini gördükleri an aşktan vazgeçip, en yakın parkın çimlerine uzanırdı. Kerem bağlamasının teline vurur; "Kayseri'den çıktım yola, benzin bitti verdim mola / Aslı senin bir lahmacunluk aşkın var idi, o da girdi fonlama..."

***

Sonuç: Tencere kaynamıyorsa, aşk sadece..!

İşte böyle dostlar... Efsanevi aşklar, tencerenin kaynadığı, ev kirasının maaşın yüzde seksenini yutmadığı, akşam pazarının yangın yerine dönmediği zamanların masallarıydı. Günümüz ekonomisinde Ferhat'ın aşkı enflasyona, Kerem’in sevdası ise kredi kartı asgari ödemesine yenik düşmüştür.

Şimdi soruyorum size: Semt pazarında fileyi dolduramayan, tatil hayalini sadece ekran koruyucularında gören, kombiyi açmaya korktuğu için evde battaniyeyle gezen günümüz insanı mı daha büyük aşık, yoksa bir dağ delip nam salan Ferhat mı, aşkından ortalığı cayır cayır yakan Kerem mi?

Bence bu devirde ay sonunu getirip, üstüne bir de tebessüm edebilen herkes, tarihin en büyük aşk kahramanıdır!