Vahşi kapitalizm, bütün insanlığı bir çürümüşlüğün içerisine itiyor. Bu durumu çıplak gözle bile görmemek mümkün değil. Ne demek çıplak gözle bile görebilmek? Şudur: Öyle ince düşünmeye, derin araştırmaya ve felsefi değerlendirmeler yapmaya bile gerek duymadan apaçık görülebilen olaylar demektir. Gerçekten insanlık böyle bir çürüme ile karşı karşıya. Peki, insanlık böyle de bizim insanımız nasıl? Maalesef, bizim de, en azından göz önünde olan bir kesim için söyleyebilirim ki; bu çürümeden kaçmakta zorlandığımızı söylemek zorundayım. Bu konuda bir çok değerlendirmeler yapmama, gözlemler yapmama ve sonuçlar çıkarmama rağmen yazıya dökmemeye ve dile getirmemeye çok gayret sarf ettim bugüne kadar. Çünkü, kendi ülkemde, kendi toplumumun içinde olan kesim, insanlığın içine girmiş olduğu çürümeden uzak kalabilir mi diye bekledim, ama maalesef olmadı, olmuyor. Özellikle çürümeyi artıracak, yozlaşmayı çoğaltacak her iş yapılıyor. Çok üzücü. Benim insanım, benim toplumum bu durumdan mutlaka geri dönebilmenin yolunu bulmalıdır. Bu yozlaşmadan, çürümeden geri dönmenin yolunu sonra düşünelim de biz bu gerçeği belirtmeye devam edelim. Çok ilginç, ama bizde bu çürüme ve yozlaşma ile ilgili bir terslik var. Nedir o? Ortalıkta, dini değerlerden ve bu dini değerlerin ahlâki ölçüler kazandırdığından söz edenlerin sayısı bu kadar fazla iken bu yozlaşma neden bu kadar artıyor acaba? Bu durumdan şu sonucu çıkarmak çok açık bir biçimde mümkün görünmüyor mu: Ahlâkın kaynağı din değildir. Bu çok önemli, çok çarpıcı bir sonuçtur. Bugüne kadar dindar olmak, ahlâklı olmaya eşdeğerdir anlayışı hakim idi. Ama yaşadıklarımız bize bunun böyle olmadığını gösteriyor. Veya dindarlık kisvesine bürünen o kesim aslında söylediklerine asla inanmıyorlar. Her şeyden önce bize ısrarla söylenen ve birinci öneme sahip ahlâki değer şu idi: Kul hakkı yeme. Bakın etrafınıza bakalım. Böyle bir değer nerede? Örneklerle yazmayı ve konuşmayı çok tercih etmeyen biri olarak örnek vermek istemiyorum ama zaten o kadar çok örnek görüyoruz ki, ne tarafa dönsek, nereye baksak görebiliriz. Bu üzücü, kahredici gerçeğin yani ahlâki değerlerin anlam değiştirdiği, kul hakkı ye-me-me-nin yanlış olduğu anlayışının hakim olduğu bu ortamda çürüme ve yozlaşma olmaması mümkün değildir. Ancaaak, bu apaçık gerçeği görmeme, söylememe ve yazmama rağmen şu soruyu sorabilirsiniz: Ümitsiz misiniz? Hayır! Peki neden ümitsiz değilim. Şundan: Büyük çoğunluğuyla Türk Milleti, bu ahlâki değişim ve dönüşümler sayesinde ben inanıyorum ki asırlardan beri ayağına vurulan ve yanlış anlatılan prangalardan kurtulacak ve doğrulara kavuşacak. Yozlaşma ve çürümeye neden olanlar, toplumun önünden bir bir çekilmek zorunda kalacak ve bu yozlaşmaya, çürümeye bulaşmamış insanımızın özgürleşmesi sağlanacak. Vahşi kapitalizmin insanlığı içine düşürdüğü çürüme ve yozlaşmadan kurtulma şansı olan toplumlardan biri Türk Milleti'dir. Çünkü, Türk Milleti'nin özü ve tarihi çok güçlüdür. Bu nedenle, Türk Milleti'ne güvenelim, inanalım ve çürümeden, yozlaşmadan kaçınalım.
Kültür
Spor
Özel
Gündem
Asayiş
Siyaset
Yerel
Ekonomi
Sağlık
Yaşam
Trend Haberler
Murat Kılınç 5 Ocak TV’de Açıkladı! Yüreğir Belediyesi’nde Neler Oluyor?
Sıtkı Kulak'ın Cenaze Programı Açıklandı
5 Ocak Medya’dan Adana’nın Dünü, Bugünü Ve Yarınına Özel Dosya
Adana'da Tanınmış Müteahhit Sıtkı Kulak Hayatını Kaybetti
Adana’da Gece Yarısı Dehşeti! Kasklı Şüpheli Eve Kurşun Yağdırıp Kaçtı
Pozantı Otoyolu’nda Tır Yangını!
Adana Adaletgücü, İlk Profesyonel Galibiyetini Adanaspor'a Karşı Aldı