Son dönemlerdeki gelişmelere ve yaşananlara baktığımızda, biraz dikkatlice takip ettiğimizde çevremizde büyük bir tezgâhın kurulmuş olduğunu görüyoruz. Bu tezgâh elbette sadece son dönemlerde kurulmuş değildi. Bu tezgâh aslında asırlardan beri kurulmak isteniyor idi, ama son dönemlerde yeniden gündeme getirildi ve öyle görünüyor ki son söz olarak kabul ediliyor. Bizim ülkede pkk terör örgütü ile ve destekçileri ile barış tiyatrosu oynanırken, aynı pkk terör örgütü Suriye'de devletleşiyor. Hem de Irak'taki gibi bölgesel olmaktan çok, Suriye Devleti ile bütünleşerek ilerliyor. Irak'ta Barzani daha ileri seviyeler için hazırlık yapıyor. İran'da pkk diğer terör grupları ile görüşüyor. İsrail-Yunan ve Kıbrıs Rum Kesimi ilişkileri son sürat ilerliyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sıkıştırılıyor. İran-abd-israil kavgası garip bir biçimde ve ne olduğu belli olmadan gidiyor. Bu arada kime karşı olduğunu açıkça ortaya koyamadığımız Mekke Anlaşması yapılıyor. Neden açıkça ortaya koyamıyoruz? Çünkü, İran'a karşı mı, İsrail'e karşı mı diye sorsak ne yanıt alırız, belli mi? İsrail, elini kolunu sallayarak sınırlarımıza yakın yerlere giriyor ve Suriye seyrediyor. Azerbaycan, Ermenistan, Rusya tarafları daha bir karmaşa içerisinde gidiyor. Bu arada tom barak'ın akıl almaz konuşmaları var. Bütün bunlar tamam. Yani, dünyada olduğu gibi bizim çevremizde de bir tezgâh kurulduğu belli. Bu tezgâhı kuran güçler de belli aslında. En üst konumda abd-israil işbirliği ile kurulan bu tezgâh nereye kadar yürüyebilir ve ne kadar yürüyecek? İşte bütün konu bu. Bu sorunun yanıtını bulabilmek için elimizde tek bir ölçütümüz var: Tarih! 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi'nden sonra o dönemin dünya gücü İngiltere bizim aleyhimize tezgâh kurmaya başladı. İttifaklar, ortaklıklar, bloklar, Reval Mülakatı filan derken tam 35-40 yıllık bir tezgâh kurma çalışması yaptı. Bu süreçte yanına Fransa, Rusya, kısmen İtalya ve sonunda abd gibi güçleri de alarak Türk Milleti'ne kurdukları tezgâhta başarılı oldular. 1. Dünya Savaşı sonunda önce Mondros ve sonra da Sevr'i imzalatarak asırların Şark Meselesi denen, Türkleri geldikleri yere, İç Asya'ya gönderme hayallerini gerçekleştirmiş olduklarına keyifle inandılar. Haklıydılar da. Çünkü, Türk Milleti'nin Devleti olan Osmanlı Devlet yöneticileri, yani Halife-padişah ve Hükümeti onlara tamamen teslim olmuşlardı. Bu durumda neden haklı olmasınlardı? Ama, bu tezgâhta yanlış bir hesap vardı. Neydi o? Türk Milleti'nin tarihini iyi hesap etmemişlerdi. Türk Milleti, süresiz olarak zincire vurulamazdı. Türk Milleti süresiz olarak egemenliğini terk etmezdi. İşte bu gerçekler, Türk Milleti'nin Halife, Padişah, Sadrazam, Hükümet gibi yönetim kavramlarını bir kenara atıp bağımsızlığına koşmasına neden oldu ve sonunda ne oldu? 30 Ağustos 1922'de Başkomutanlık Meydan Savaşı oldu ve 40-50 yıllık tezgâh, bu tezgâhı kuranların başına yıkıldı. Demek ki neymiş? Tezgâh kurmak mümkünmüş de, sonuç ne olurmuş, ona bakmak gerekmiş değil mi? Demek ki neymiş? SON SÖZÜ TÜRK MİLLETİ SÖYLERMİŞ.
Yaşasın 30 Ağustos Zafer Bayramı!
NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!