İlginç bir durumla karşı karşıyayız. Nedir biliyor musunuz o ilginç durum. Din uzmanlarının(!) yaptıkları ile ilgili bir durum. Şöyle söyleyelim: Cumhuriyet'in kurulduğundan beri, hatta Milli Mücadele'nin başladığından beri ve hatta Osmanlı'da yenilik hareketleri başladığından beri bir kesim, "Din elden gidiyor, gitti" diye bağırıp duruyor. Gerçek Din'in, yani İndirilmiş denen Din'in hiç bir yere gittiği yok, gitmedi ve gitmeyecek. Ama bu kesim, Din ‘in sahibi rollerinde sürekli bağırıp, çağırıyor. Bu biçimde yıllar, yüz yıllar geçti. Gerçek İndirilmiş Din yerinde duruyor, ama bu kesim kendi uydurdukları Din gitti diye feveran ediyor. Son yıllarda bu feveran daha başka biçime döndü. İnanın, 5 yaşımdan itibaren Din konusunun içerisindeyim. Nasıl derseniz söyleyeyim; 5 yaşından itibaren Kur'an kurslarında yetiştim. Bu Din otoritelerinin(!) anlattığı Din’in nasıl Uydurulmuş olduğunu bir süreden beri çok daha açık bir biçimde gözlemlemiş bulunuyorum. Toplumumuzda bu Din bezirgânlarının, Din satıcılarının söyledikleri, yaptıkları nedeni ile Din ‘den ciddi oranda soğuma olduğunu çıplak gözle bile görmek artık mümkündür. Hele gençler, artık, bu konuyu büyük oranda konuşmuyorlar bile.

Bizim çocukluğumuzda, gençliğimizde dindar bir insan olarak yaptıklarımız, söylediklerimiz yeni neslin konusu bile değil. Bu durum bu kadar açık iken bu Din satıcıları neden aynı biçimde Din satıcılığına devam ediyorlar? İşte ilginç olan durum budur. Bir insan inandığı, mücadelesini verdiği konunun üzerine titremez mi aslında. Bir insan söylediklerinin, yaptıklarının toplumda ters teptiğini gördüğünde yahu biz nerede yanlış yaptık deyip yenilik arayışına girmez mi aslında. Bir insan inandığını iddia ettiği bir konuda - gerçekten ve içtenlikle inanıyorsa - çok ciddi tepkiler görürse ne yapmak gerekir diye bir tasaya düşmez mi? Hayret yahu! Bu Din satıcıları, bu Din bezirgânları toplumdaki soğumayı, toplumdaki kendilerine duyulan tepkiyi gördükleri halde hiç bir şey olmuyor gibi aynı satıcılığa devam ediyorlar. Gerçekten hayret ve gerçekten çok ilginç. İnsanlarımızdaki, özellikle gençlerimizdeki soğumanın, kendi yaptıkları ve söylediklerine gösterilen tepkilerin önemini gizlemek, görmemezlikten gelmek için bir insanın nasıl bir inanca sahip olması gerektiği konusunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. İnanç konusu, tamamen kişisel bir durumdur elbette.

Kimse kimseye zorla inanın diyemez, dememelidir. Ama bizdeki Din bezirgânları, Din satıcıları, kısaca Dinciler öyle anlaşılıyor ki, insanımızın kendileri gibi düşünmeleri zorunda olduğuna inanıyorlar. Bu son cümle, iyi niyetli bakış açısı ile ileri sürülebilir bir görüş. Bir de gerçeğe uygun bir görüş var: O da şudur: Aslında bu Din satıcıları, gerçek inanç sahibi değiller ve inançlı görünüp nemalanmaya bakıyorlar ki bu görüşün bir adım sonrası da var. Nedir o? Bu Din satıcılarının - en azından bir kısmı - aslında tam da bu gelişmeyi istiyorlar. Yani, insanımızın Din'den soğumasını istiyorlar. Tıpkı Osmanlı'nın son dönemlerinde olduğu gibi bir takım gizli ve dış güçlerin Misyonerliğini yapıyorlar. Ne diyelim? Böyle değilse, bir insan toplumdaki gelişmelere bu kadar kayıtsız kalıp, hataları, yanlışları, tepki çeken işleri, sözleri yapmaya, söylemeye devam eder mi?