Yaklaşık iki yıldır süren ve adı Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü davası olarak anılan dosyayla ilgili sonunda bugün mahkeme kararını açıkladı

Ön bilgilere göre mahkeme örgüt kurma ve örgüt üyeliği suçlamalarından beraat kararı vermiş. Ama bazı sanıklar hakkında rüşvet ve ihaleye fesat karıştırma gibi suçlardan mahkûmiyet hükümleri kurulmuş.

Şimdi sorulması gereken soru şudur.

“Etkin pişmanlıkta cezasız kalan kişinin beyanı, hangi başka delillerle desteklenerek mahkûmiyet kararı verildi?”

Bu durum, gerekçeli karar açıklandığında daha net görülecek.

Örneğin 280 yıl ceza istenen suç örgütü lideri olarak anılan Aziz İhsan Aktaş aynı suçlardan yalnızca 2 yıl 8 ay ceza alırken, aynı davada yargılanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’e de yalnızca 8 ay ceza verildi.8 aylık bir ceza için bir o kadar tutuklu kalan Ahmet Özer’e memuriyetten men cezası da veriliyor.

Görülen o ki; bu davada ceza alanların siyaset yapmasının da önü kesilmiş oluyor.

İsterseniz bir soruya daha yanıt arayalım.

“Tutuklama bir tedbirdir, ceza değildir. Peki aynı dosyada bir sanık uzun süre tutuksuz yargılanırken, diğer sanıkların uzun süre tutuklu kalmasını haklı kılan somut ölçütler nelerdi?”

Kaldı ki, bir toplumun ayakta kalmasını sağlayan yalnızca yasalar değildir. Yasaların adil uygulandığına dair ortak inançtır.

Peki bu davalarla ilgili adil kararlar verildiğine ya da yargının bağımsız ve tarafsız davrandığına toplum neden ikna olmuyor?

Adalet sadece dağıtılmamalı, dağıtıldığı da görülmelidir.

Asıl belirleyici olan da o yasaların herkese eşir uygulandığına duyulan ortak güvendir.

Devlet mahkemeler aracılığıyla adalet dağıtır; toplum ise o adaletin gerçekten tecelli ettiğine inanmak ister. İşte hukuk devletinin temeli de bu güven duygusudur.

Ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri açıktır. Tutuklama bir ceza değil, istisnai bir tedbirdir. Amacı kişiyi peşinen cezalandırmak değil, kaçma ihtimalini, delillerin karartılmasını engellemek ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvenceye almaktır.

Bu nedenle tutuklama, ancak zorunlu hallerde ve somut gerekçelerle başvurulması gereken bir tedbirdir.

Ama hukuk yalnızca kanun maddelerinden ibaret değildir. Toplumun vicdanında da karşılık bulmalıdır. Bugün kamuoyunda en çok tartışılan konu, mahkemelerin kararlarından çok bu kararların tutarlılığıdır.

Aynı dosyada birbirinden oldukça farklı tutukluluk uygulamasının görülmesi, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:

“Aynı hukuki ölçütler gerçekten herkese eşit uygulanıyor mu?”

Aziz İhsan Aktaş davası bu tartışmayı daha da alevlendirdi.

Davanın hukuki süreci elbette istinaf ve gerektiğinde temyiz aşamalarında devam edecektir.

Ama gerekçeli karar açıklandığında mahkemenin hangi delillere ve hukuki değerlendirmelere dayandığı daha net görülecek

Ancak şu an toplumun dikkatini çeken asıl nokta, aynı dosyada tutukluluk tedbirinin nasıl uygulandığıdır. Elbette her dosyanın kendine özgü koşulları olabilir ama hukuk devletinde sadece kararın verilmesi yetmez; kararın neden verildiğinin de açıklanması gerekir. Çünkü adaletin gücü, sadece verdiği kararlardan değil, o kararların tutarlı ve şeffaf gerekçelerle açıklanmasından gelir. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur.

Daha fazla kutuplaşma değil…Hukuka duyulan güvenin yeniden güçlenmesi. Bu güvenin yolu herkese aynı hukuk kurallarının aynı ölçütlerle uygulanmasından geçer.

Bir somut örnek vermek gerekirse, bu davada onar yıl ceza alan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve eşinin yarın temyizde cezaları bozulursa şimdiye kadar ve bundan sonra tutuklu kaldığı, özgürlüğünden yoksun bırakıldığı yılların hesabını kim verecek?

Yaşamayan bilmez, özgürlük umudu bile ne müthiş bir duygudur.

Duruşmaya çıkacaksınız, aileniz, yakınlarınız, sevdikleriniz heyecanla duruşmayı izliyorlar ve sizin karnınıza kramplar giriyor, nefes alamaz hale geliyorsunuz, saatler geçmek bilmiyor, kocaman bir yumru düğümleniyor boğazınıza, ne hayaller kuruyorsunuz içinde çocuklarınızın da olduğu. Ne korkunç bir bekleyiş.

Yeniden cezaevine dönmek değil insana zor gelen, yapılan haksızlığa isyan kuşatıyor tüm bedeninizi, bağırmak geliyor içinizden, sesiniz çıkmıyor.

Ne yaman bir iştir haksız yere tutuklu kalmak, sevdiklerinden ayrı düşmek…

Yatmayan, o çileyi çekmeyen bilmez.

Unutulmamalıdır ki, adaletin en büyük gücü cezalandırma yetkisi değil, herkese eşit davranıldığına dair oluşturduğu güvendir.

Adalet sadece dağıtılmamalı, dağıtıldığı da görülmelidir.

Özgürlüklerinden yoksun bırakılmış, cezaevlerinde rehin tutulan tüm yurttaşlarımıza sabır diliyor, en kısa zamanda sevdiklerine kavuşmalarını bekliyorum.

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 25.08.2026/BODRUM