Aslında kayıp şehir değil de kayıplar arasında kendini arayan şehir demek daha doğru olur diye düşünüyorum. Dünya markası olmaya aday bir kentin coğrafyada kaybolması elbette mümkün değil

Dört mevsim gazetelerin magazin sayfalarından, televizyon programlarından eksik olmayan bir kentin yitirmeye yüz tuttuğu; tarihi, kültürel, doğal geçmişidir kaybolan.

Her koyu ayrı güzel, her beldesi eşsiz güzellikte bu kentin; giderek kaybolan ruhunu hissedebilmek için, kendi ruhunuzda bir arınma yaşamanız gerekiyor.

O kentte yaşayan insanlar kendi iç dünyalarında yaşadıkları çelişkiler, çatışmalar, ihanetler, çaresizlikleri de birlikte getirirler.

Dokuzuncu kitabım olan Kayıp Şehir Bodrum’la ilgili kimi okurlardan ve Bodrum’lulardan sıkça duyduğum bir soru üzerine bu satırları yazma ihtiyacı duydum.

Bir soru sorarak başlamak istiyorum.

Bir şehir gerçekten kaybolabilir mi?

İlk bakışta bu sorunun cevabı “hayır” gibi görünür. Çünkü kentler yerlerinden kalkıp bir yerlere gitmezler. Sokakları vardır, evleri vardır, meydanları, insanları vardır. Haritalarda aynı yerlerde dururlar. Ama aslında kentler önce hafızalarını kaybederler, sonra kimliklerini. En sonunda da yalnızca isimleri kalır.

Herodot’un memleketi, Ebedi mavilikler cenneti, Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’in Mavi yolculuklar yaptığı, sanat güneşi Zeki Müren’in vazgeçemediği, dünyanın en büyülü turizm kenti, kültürün başkenti vb. gibi.”

Elbette bunların hepsi doğru ancak şimdi yaşadığımız Bodrum, ev pansiyonculuğuyla başlayan turist ağırlama geleneğinden bugün kara para aklanan lüks otel ve rezidansları, milyon dolarlık ultra lüks yatların demirlediği marinalarıyla mafya ve suç örgütlerinin cirit attığı bir kent haline geldi.

Kayıp Şehir Bodrum” işte bu duygunun ürünüdür.

Bu kitap, kaybolmuş bir Bodrum’un ağıdı değildir. Aynı zamanda hala kurtarabileceğimiz bir Bodrum için yazılmış bir çağrıdır.

Ben Bodrum’u ilk kez 1979 yılında gördüm.

Muğla’dan Bodrum’a uzanan virajlı yol, bugün olduğu gibi kısa değildi. Yolculuk neredeyse üç saat sürerdi. O gün karşıma çıkan Bodrum, beyaz badanalı evleri, begonvilleri, süngerci tekneleri ve dingin limanıyla bir turizm merkezinden çok, kendi ritmiyle yaşayan bir Ege kasabasıydı.

Aradan geçen yıllar içinde Bodrum büyüdü. Dünya onu keşfetti, turizm gelişti, ekonomi canlandı ama büyürken bazı değerlerimizi de geride bıraktık.

Bugün” Kayıp Şehir” derken kastettiğim yalnızca eski evler değildir.

Kaybettiğimiz komşuluk kültürüdür. Birbirini tanıyan insanların sıcaklığıdır.

Mandalina bahçeleridir. Sünger avcılarının cesaretidir, denizle kurduğumuz saygılı ilişkidir. Ve en önemlisi, Bodrum’un kendine özgü ruhudur.

Bir kenti kent yapan yalnızca binalar değildir. Onu farklı kılan ortak hafızasıdır.

Çocukların sokakta oynadığı oyunlar, yaşlıların anlattığı hikayeler, taş ustalarının emeği..Balıkçıların sabaha karşı denize açılışı. İşte bunlar bir kentin görünmeyen hazineleridir.

Bugün Bodrum’un önündeki en büyük sınav, geçmişi koruyarak geleceği kurabilmektir.

Hiç kimse Bodrum’un gelişmesine karşı çıkamaz. Kentler değişir, insanlar değişir, hayat değişir. Ama değişim, kimliksizleşmek anlamına gelmemelidir.

Bodrum’u dünyanın tanıdığı bir marka yapan şey yalnızca denizi değildir. Binlerce yıllık kültürel mirası, doğal güzellikleri ve insan odaklı yaşam anlayışıdır.

Eğer bunları kaybedersek, elimizde yalnızca herhangi bir tatil beldesi kalır.

Oysa Bodrum, herhangi bir yer değildir. Bu topraklar Halikarnassos’tur.

Bu topraklar, tarih boyunca birçok uygarlığın iz bıraktığı ortak bir mirastır.

İşte bu nedenle Bodrum’u korumak yalnızca Bodrum’luların görevi değildir. Bu aynı zamanda insanlık tarihine karşı sorumluluğumuzdur.

Bir yanda beyaz badanalı evlerin küçük balkonlarından sarkan begonviller, sayıları her geçen gün azalan mandalina bahçeleri kadar gerçek ama ışıltılı, eğlenceli ve bir o kadar gürültülü yaz geceleri kadar sahte Bodrum yaşamında kendini kaybeden insanlar, diğer yanda geleceğini arayan bir kentte, yitip gitmiş umutlarına, savrulmuş hayallerine, ertelenmiş sevdalara inat, sonu gelmez arzularına yenik düşmeden, ısrarla ve bıkmadan kendini ve çevresini yenilemeye çalışan yorgun ama inançlı insanlar.

“Kayıp Şehir Bodrum” bir suçlu arayan kitap değildir. Kimseyi yargılamıyor. Kimseyi hedef göstermiyor. Yalnızca şu soruyu soruyor?

Nasıl bir Bodrum devraldık ve nasıl bir Bodrum bırakacağız?

Eğer çocuklarımız ve torunlarımız, yıllar sonra Bodrum’u gezerken yalnızca eski fotoğraflara bakarak ”bir zamanlar burada başka bir Bodrum varmış” diyeceklerse, hepimiz eksik kalmış olacağız.

Ama geçmişine sahip çıkan, doğasını koruyan, kültürünü yaşatan bir Bodrum bırakabilirsek işte o zaman kendimizi başarılı sayabiliriz.

Kentler, taşlarla değil; hafızalarıyla yaşarlar. Hafızasını kaybeden bir kentin sokakları kalabilir ama ruhu kaybolur. Bizim görevimiz, Bodrum’un yalnızca taşlarını değil, ruhunu da geleceğe taşımaktır.