1980’lerin başında taşı toprağı altın İstanbul, sadece eşsiz Boğaz manzarasından ibaret bir şehir değildi. Kısa yoldan köşeyi dönme sevdalarının, umut tacirliğinin ve hesapsız vaatlerin hüküm sürdüğü devasa bir pazar yeriydi. Ve o pazarın tam ortasında, elindeki senetlerle insanlara adeta cennetten tapu satan bir adam duruyordu: Abidin Cevher Özden, namıdiğer Banker Kastelli...
Bugün köşemizde, açgözlülükle umut arasındaki o ince çizgiyi ve hafızalarımızdan silinmeyen Banker Kastelli’nin vurgun faciasını yeniden hatırlıyoruz.
Hadi başlayalım…
***
1980 darbesiyle kabuk değiştiren Türkiye’de insanlar paralarını kurumsal bankalara değil, doğrudan bir isme, bir şahsa emanet etti. Reklamlarla büyüyen, gazetelerin manşetlerinde parlayan ve çok kısa sürede milyonların koşulsuz güvenini kazanan bu isim, aslında bir dönemin kestirmeden zengin olma hayalini simgeliyordu.
Kastelli sadece faiz dağıtmıyordu, 1970’lerin yokluğundan ve darlığından bunalmış insanlara büyüleyici bir sınıf atlama vaadi satıyordu. Ekranların en sevilen yüzleri, dönemin en popüler sinema starları ve ses sanatçıları, sanki bir devlet projesini müjdelercesine onun reklamlarında boy gösteriyordu.
Kısa yoldan zengin olma hayali kuranlar; maaşını, yılların birikimi olan emekli ikramiyesini, esnaf sermayesini, başını sokacağı evini ve arabasını yani kelimenin tam anlamıyla tüm ömrünü onun masasına bırakırken, arkasındaki o devasa şöhret ordusu halka sonsuz güven veriyordu. Sistemin zirvesindeyken toplanan para, bugünün ekonomisiyle kıyaslandığında milyarlarca dolarlık devasa bir vurguna işaret ediyordu. Ancak ihtişamlı reklamların, lüks ilanların ve ışıltılı resepsiyonların altında derin bir boşluk ve yaklaşmakta olan büyük bir felaket yatıyordu.
Her saadet zinciri gibi, bu finansal cambazlık da kendi kaçınılmaz sonuna mahkûmdu. 1982 yazında o büyük yapının ilk derin çatlakları belirdi. Yüz binlerce insan bir sabah uyandıklarında, ellerindeki süslü kâğıt parçalarının tam bir hiçliğe dönüştüğünü dehşetle anladılar. Kastelli bir gecede ülkenin en büyük finans gururundan, en büyük hayal kırıklığına dönüştü.
***
O ihtişamlı ofislerin kapıları tek tek kapandı, ışıklar söndü, telefonlar sustu. On binlerce ailenin kurduğu pembe hayaller; Ankara’nın soğuk ve karanlık sokaklarında, icra koridorlarında ve dökülen gözyaşlarında kaybolup gitti. Geride sadece kaybedilen paralar kalmadı; bir toplumun geleceğe dair güven duygusu, emeklilik huzuru ve insani umutları da o ağır enkazın altında kaldı.
Takvimler 2008 yılını gösterdiğinde, o görkemli günlerden geriye sadece derin bir yıkım ve unutulmak istenen hatıralar kalmıştı. Banker Kastelli, Kadıköy’deki ofisinde başına dayadığı silahla hayatına son verdiğinde, bu trajik son arkasında bıraktığı binlerce mağdurun ahını tescilleyen acı bir kaçıştı. O gün Kadıköy’ün ara sokaklarında patlayan silah sesi; 80’li yıllarda başlayıp on binlerce yuvayı sefalete sürükleyen, adaletin hiçbir zaman tam tecelli edemediği o büyük vurgunun trajik ve gecikmiş reçetesiydi.
Banker Kastelli tek başına bir adamın adı mıydı, yoksa toplumsal hafızamızın kısa yoldan zengin olma hırsıyla kendine kurduğu kolektif bir tuzak mı?
***
Bugün geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz tek şey; insanların masum umutlarının bir finansal cambazın vicdansızlığında nasıl buharlaştığıdır. 80 darbesiyle yönü değişen Türkiye’nin en karanlık, en gerçek ve en unutulmaz illüzyonuydu. Kastelli bu dünyadan göçüp gitti; fakat geride bıraktığı kandırılmışlık hissi, bu toprakların finansal hafızasında hâlâ kapanmayan, sızlayan bir yara gibi duruyor.