Cebimizdeki son model telefonlardan evimizdeki beyaz eşyalara kadar, her şey sanki gizli bir takvimle zamanlanmış gibi aynı anlarda teker teker pes ediyor. Peki, teknoloji bu kadar ilerlemişken ürünlerin neden çabuk bozulduğunu hiç düşündünüz mü? Cevap bir mühendislik hatasında değil. Cevap; bundan tam 102 yıl önce atılan karanlık bir imzada saklı.

Nasıl mı?

***

1924 yılının soğuk bir Aralık gününde, dünyanın önde gelen ampul üreticileri Cenevre’de sessiz sedasız bir araya geldi. Osram, Philips, Tunsgram ve General Electric gibi dev oluşturduğu bu gizli ittifakın adı Phoebus Karteli’ydi. Masadaki resmi gündem ampul üretiminde ortak standartlar belirlemek gibi görünse de, asıl karar çok daha radikaldi; ampullerin ömrünü 1000 saatle sınırlandırmak!

O yıllarda mühendisler 2 bin 500 saate kadar kesintisiz çalışan ampuller üretebiliyordu. Fakat sermaye açısından dayanıklı ürün, felaketin diğer adıydı. Bir eşya ne kadar sağlam olursa, müşterinin mağazaya dönüşü o kadar gecikiyordu. Kartel, bu ticari tehlikeyi önlemek için fabrikalardan örnekler toplayıp laboratuvarlarda test etti; belirlenen ömür sınırını aşan, yani gereğinden fazla sağlam ampul üreten şirketlere ağır para cezaları kesti. Mühendislerden artık dayanıklı değil, ömrü önceden hesaplanmış ürünler tasarlamaları istendi. Modern tüketim düzeninin en karanlık çarkı olan planlı eskitme böyle doğdu.

Phoebus Karteli zamanla dağıldı, ancak kurduğu düzen ölmedi; aksine görünmez bir el hayatımızın her alanına sızdı.

Bugün planlı eskitme sadece cihazların içine koyulan gizli sayaçlarla yürütülmüyor: Değiştirilemeyen bataryalar ve gövdeye yapıştırılmış parçalar. Bilerek piyasadan çekilen yedek parçalar ve cihaz fiyatını aşan tamir ücretleri. Sapasağlam çalışan donanımları tek bir güncellemeyle yavaşlatan ya da desteksiz bırakan yazılım politikaları.

***

Sonuç?

Cihaz fiziken çalışsa bile ekonomik ve işlevsel olarak çöp haline geliyor. Telefonlardan beyaz eşyalara, bilgisayarlardan otomobillere kadar her şey aynı hız kısırdöngüsüne kurban ediliyor.

Neyse ki bu gidişata karşı küresel bir farkındalık yavaş yavaş uyanıyor. Dünyanın dört bir yanında tüketicilerin "Tamir Hakkı"nı (Right to Repair) koruyan yasalar meclislerden geçiyor; üreticilere yedek parça sağlama ve cihazları kolay tamir edilebilir tasarlama zorunluluğu getiriliyor.

Bir zamanlar bir markanın itibarı, ürettiği eşyanın ne kadar uzun dayandığıyla ölçülürdü. Bugünün düzeni ise ürünün dayanıklılığını değil, müşterinin ne kadar çabuk geri döneceğini hesaplıyor.

Çünkü modern kapitalizmde en makbul ürün, sonsuza kadar çalışan değil; tam zamanında bozulan ürün.