Adana’da ekim ayı yalnızca havaların serinlemeye başladığı bir dönem değil. Aynı zamanda şehrin kokusunun değiştiği, ocakların daha hararetli yandığı, kebap dumanının sokaklara karıştığı ve Adana mutfağının bir kez daha vitrine çıktığı zaman. Çünkü Adana Lezzet Festivali yine kapıda.

Festival denince akla ilk olarak kebap geliyor. Elbette Adana’da kebabı görmezden gelmek mümkün değil. Ancak Adana mutfağını yalnızca kebaptan ibaret görmek, koca bir sofrayı tek bir tabaktan ibaret saymak gibi.

Şırdan var, Analı kızlı var, İçli köfte var, Bici bici var, Şalgam var, Yüksük çorbası, taş kadayıfı, sıkma, ciğer, yöresel tatlılar ve daha niceleri… Ama aslında Adana’nın asıl lezzeti, bu yemeklerin arkasındaki hikâyede.

Ekim ayında kente gelecek binlerce insan belki önce kebabı merak edecek. Ama Adana’yı gerçekten tanımak isteyenlerin işi biraz daha zor. Çünkü bu şehirde lezzetin adresi tek bir cadde değil. Tek bir restoran değil. Tek bir yemek hiç değil. Adana’da yemek, biraz da şehrin kendisini tanımaktır. Sıcaklığını, samimiyetini, esnafını, sokaklarını, sohbetini tanımaktır.

Adana Lezzet Festivali’nin şehir açısından başka bir anlamı daha var. Bu etkinlik, Adana’nın kendisini anlatması için önemli bir fırsat. Çünkü gastronomi artık yalnızca yemek, yemek anlamına gelmiyor. Bir şehrin turizmi, ekonomisi ve tanıtımı açısından da önemli bir değer haline geliyor.

Adana’nın da bu değeri var. Hem de fazlasıyla. Fakat burada önemli olan, festivalin yalnızca birkaç gün sürmemesi... Ekim ayında başlayan heyecanın yılın geri kalanına da taşınması. Festival alanında kurulan sofraların, şehrin dört bir yanındaki işletmelere, üreticilere ve esnafa uzanması. Adana’ya gelen kişinin yalnızca festival alanını değil, şehrin sokaklarını da gezmesi. Çünkü Adana’nın gerçek festivali aslında festival alanının dışında başlıyor.

Festivalin en güzel taraflarından biri de Adana'nın mutfağının sadece restoranlarda ya da festival alanlarında değil, şehrin günlük yaşamında da karşılık bulması. Sabahın erken saatlerinde başlayan esnaf hareketliliğinden kebapçılara, sokak lezzetlerinden yöresel tatlara kadar Adana'nın her köşesinde farklı bir lezzet hikâyesi var. Bu nedenle festivale gelenlerin kentin mutfağını tanımak için sadece etkinlik alanıyla yetinmemesi, Adana'nın sokaklarını ve esnafını da keşfetmesi gerekiyor.

Çünkü Adana'nın lezzeti bir tabaktan çok daha fazlası. O lezzetin içinde yılların birikimi, ustaların emeği, sofraların sıcaklığı ve Adana insanının misafirperverliği var. Lezzet Festivali de bu hikâyeyi daha geniş kitlelere anlatmak için önemli bir fırsat.

Şehre gelen her misafirin Adana'dan yalnızca kebap tadıyla değil, şehrin kültürünü, insanını ve kendine özgü yaşamını tanıyarak ayrılması, festivalin asıl kazanımlarından biri olacaktır.