Türkiye’de artık gündemi takip etmek bile başla başına bir mesai gerektiriyor. Takip ettiklerinizi özgürce yazabilmek ya da konuşabilmek ne mümkün!

Daha dün konuştuğumuz olayın yerini bugün başka bir olay alıyor. Her gün yeni bir tartışma, yeni bir soruşturma, yeni bir karar, yeni bir kriz…

Fakat bütün bu gelişmelerin arasında gözden kaçırmamamız gereken daha önemli bir konu var. Toplumun devlete, hukuka, ekonomiye ve geleceğe duyduğu güven.

Çünkü ülkeler yalnızca yaşanan olaylarla değil, o olayların toplumda yarattığı duyguyla da yönetilir. Bugün Türkiye’de insanların önemli bir bölümü yalnızca “ne olacak?” diye sormuyor. Yarın neyle karşılaşacağım? diye soruyor.

İşte asıl sorun burada başlıyor.

Son aylarda siyasetin önemli bir bölümü yargı üzerinden tartışılıyor.

Siyasi partilerle, yöneticilerle ve seçimlerle ilgili davalar; tutuklamalar, soruşturmalar ve mahkeme kararlarıyla kamuoyunun gündeminden düşmüyor.

Elbette hukuk devletinde herkes hakkında soruşturma açılabilir, dava açılabilir.

Sorun soruşturma yapılması değildir. Sorun, toplumun hukukun herkese aynı ölçüde uygulandığına inanıp inanmadığıdır

Bir ülkede vatandaş” Benim siyasi görüşüm ne olursa olsun adalet karşısında eşitim” diyebiliyorsa orada hukuk güçlüdür. Ama insanlar kararların kişilere, makamlara veya siyasi konumlara göre değişebileceğini düşünmeye başlarsa, yalnızca adalet duygusu değil, devlet kurumlarına duyulan güven de yara alır.

EKONOMİDE DE DURUM FARKLI DEĞİL

Son günlerde finans piyasalarında yaşanan gelişmeler de başka bir açıdan aynı soruyu gündeme getirdi. Yatırım fonlarında yaşanan sorunlar piyasaları etkiledi ve yüzbinlerce küçük yatırımcı mağdur oldu. Öte yandan anlı şanlı kimileri kısa sürede haksız yere milyarlar kazandı. Şimdi burada tartışılması gereken yalnızca borsanın kaç puan düştüğü değildir. Asıl mesele şudur:

İnsanlar yarın parasının, birikiminin ve yatırımının değerini koruyabileceğine ne kadar güveniyor? Ekonomide güven, bazen faiz oranlarından daha önemli hale gelir. Çünkü yatırımcı sadece bugünkü kazancına bakmaz. Yarının kurallarını da görmek ister.

GENÇLERİN GELECEĞİ

Bir başka önemli sorun ise gençler.

Üniversiteyi bitiren genç iş bulabilecek mi? Bulduğu işte emeğinin karşılığını alabilecek mi? Kendi evini kurabilecek mi? Kendisine ait bir gelecek tasarlayabilecek mi?

Daha da önemlisi ya bir gün diploması sahte ya da geçersiz sayılırsa?.. Bunlar yalnızca ekonomik sorular değildir. Bunlar aynı zamanda toplumsal barışın sorularıdır.

Bir ülkenin gençleri geleceklerini kendi ülkelerinde kurabileceklerine inanıyorsa o ülkenin geleceği konusunda umut vardır. Ama gençler sürekli olarak “Burada benim geleceğim yok” demeye başlarsa, bunun ekonomik maliyetinden çok daha büyük toplumsal maliyeti olur.

DOĞA DA BİZE BİR ŞEYLER SÖYLÜYOR

Her yaz orman yangınlarını konuşuyoruz.

Yangın çıkıyor, müdahale ediliyor, ağaçlar yanıyor, evler zarar görüyor. Sonra gündem değişiyor. Oysa doğanın gündemi değişmiyor.

Yanmış ormanların yerine yenisi gelmiyor. Gelecek kuşakların kaybettiği ormanlar, sosyal medyada birkaç gün sonra unutulsa bile gerçekte ortadan kalkmıyor.

Asıl soru şudur: Biz gelecek kuşaklara nasıl bir ülke bırakacağız?

TÜRKİYENİN ASIL İHTİYACI NEDİR?

Bütün bu gelişmeleri yan yana koyduğumuzda farklı sonuçlar görüyoruz. Ama biraz daha dikkatli baktığımızda ortak bir kavramla karşılaşıyoruz.

GÜVEN

Hukuka, ekonomiye, devlete, geleceğe, birbirimize güven.

En önemlisi de demokrasiye güven

Bence Türkiye’nin bugün en çok ihtiyacı olan şeylerden biri de budur. Çünkü güvenin olmadığı yerde ekonomi kırılganlaşır. Hukuka güvenin olmadığı yerde adalet tartışmalı hale gelir. Geleceğe güvenin olmadığı yerde gençler umutsuzluğa düşer.

Birbirimize güvenin olmadığı yerde ise toplum kamplara ayrılır.

ARTIK BİRBİRİMİZİ DİNLEME ZAMANI

Türkiye’nin sorunları elbette bir günde çözülmeyecek. Ama sorunların çözümünün ilk şartı, birbirimizi dinleyebilmek.

Siyasetçinin görevi sadece kendi seçmenini ikna etmek değil, toplumun tamamını kucaklayacak bir dil kurabilmektir.

Muhalefetin görevi yalnızca eleştirmek değil, çözüm önerileri de ortaya koyabilmektir.

Devletin görevi ise yurttaşına güven vermektir. Ve yurttaşın görevi de farklı düşünene düşman gibi bakmamaktır.

Çünkü Türkiye hepimizin ülkesi.

İktidarın da… Muhalefetin de… Sağın da… Solun da… Gençlerin de… Yaşlıların da… Bodrum’da yaşayanın da… Hakkâri’de yaşayanın da…

Aynı ülkenin geleceğinden söz ediyoruz. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla kavga değil. Daha fazla hukuk, daha fazla adalet, daha fazla özgürlük ve daha fazla güven.

Çünkü bir ülkeyi yalnızca yolları, binaları ve ekonomik göstergeleri güçlü yapmaz.

Asıl güç; İnsanların yarına güvenle bakabilmesidir.

Ve galiba bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru tam da budur.

Çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakıyoruz?