Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yurt dışındaki şirketlere para aktarıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Ankara Adliyesi’ne “şüpheli” sıfatıyla ifade vermeye gitmişti.
Adliye girişinde ağzında sakız veya çiğneme tabletiyle görüntülenmesi kamuoyunda geniş tepki toplamış ve adli makamlara bir “meydan okuma” veya saygısızlık olarak yorumlanmıştır.
Melih Gökçek ve oğlu Osman Gökçek söz konusu maddenin sakız değil, şeker hastalığına bağlı ağız kuruluğunu önlemek için kullanılan bir çiğneme tableti olduğunu, Melih Gökçek’te Adliye binasına girmeden önce çöpe attığını iddia etse de eleştiride bulunan çevreler ve kamuoyu vicdanı açısından bu görüntü; hukukun üstünlüğü, cezasızlık algısı ve kurumların itibarının ne denli aşındığına dair sembolik bir kırılma noktası olarak değerlendirilmektedir.
Bir siyasi figürün yargı karşısındaki tavrı, halkın kurumlara ve adalet duygusuna olan güveninin sorgulandığı derin bir toplumsal yarayı yeniden gündeme taşımıştır.
Galatasaray’ın oyuncusu Torera’nın müsabaka sırasında sahada sakız çiğnemesini seyirciye saygısızlık olarak değerlendirenlerin bu duruma tepkisiz kalmalarını anlamak mümkün değil.
Kaldı ki Melih Gökçek’in daha önce sakız çiğnerken tek bir görüntüsüne de rastlamadık.
Yargı süreçlerinde öne çıkan en büyük tartışma konularından biri, hukuk kurallarının ve usul işlemlerinin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığı sorunudur.
Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre ifade alma süreçlerinde asıl olan “davetiye” çıkarılmasıdır. Yakalama, gözaltı ve şafak operasyonları ise kural değil; kaçma şüphesi veya delil karartma ihtimalinin somut delillerle gösterildiği durumlarda başvurulan istisnai tedbirlerdir.
Eleştirilerin ve kamuoyu vicdanındaki rahatsızlığın odak noktası, kanunun metninden ziyade pratiğidir.
Muhalif siyasetçiler, gazeteciler veya yerel yöneticiler için “şafak operasyonu” veya sabaha karşı ev aramaları standart bir yöntem gibi uygulanırken; iktidara yakınlığıyla bilinen ya da geçmişte görev yapmış kimi isimler söz konusu olduğunda mesai saatleri içinde “davet usulü” ile ifade alınması, hukukun eşitliği ilkesine olan inancı zayıflatmaktadır.
Hukuki usullerin siyasi pozisyona, güce veya kimliğe göre farklılaştığı izlenimi doğduğunda; adalet mekanizması toplumsal düzeni sağlayan bir güvence olmaktan çıkıp, çifte standart iddialarının hedefi haline gelir.
Hukuk devletinin temeli, usul güvencelerinin sadece belirli kişilere tanınan bir ayrıcalık değil, istisna gözetilmeksizin herkes için geçerli bir standart olmasıdır.
Adalet duygusunun zedelenmesi ve hukukun siyasallaşması, bir toplumun birlikteliğini sağlayan en temel harcı yani toplumsal sözleşmeyi doğrudan tahrip eden süreçlerdir. Hukuk kuralları; kimliğe, makama veya siyasi güce göre farklı esneklikte uygulandığında, yargı mekanizması toplum gözünde bir adalet dağıtıcısı olmaktan çıkıp gücü elinde tutanın aracına dönüşür.
Benzer durumdaki veya aynı suçlamaya maruz kalan kişilere yönelik usul uygulamalarının (gözaltı biçimi, tutuklama kararları, davet usulü) farklılaşması, vatandaşın” yasalar önünde eşitlik” ilkesine olan inancını sıfırlar.
Cezasızlık algısı güçlendikçe toplumsal kurallar hiçe sayılmaya başlar.
Yargı bağımsızlığını kaybettiğinde, kararların hukuki dayanaklarla değil konjonktürel talimatlarla alındığı düşüncesi hakim olur. Bu durum sadece mahkemelere değil, devletin tüm kurumlarına duyulan güveni sarsar.
Öngörülebilirlik ortadan kalkar. Bir ülkede hukukun ne söyleyeceği mevzuata değil, kişinin siyasi pozisyonuna göre değişiyorsa ne bireysel özgürlükler ne de mülkiyet hakkı güvence altındadır.
Toplumda adalete olan güven sarsıldığında, bireyler hakkını ve vicdani dengesini kurumsal yollardan aramak yerine derin bir umutsuzluğa veya kendi adaletini arama eğilimine sürüklenir.
Tüm bu değerlendirmelerin ardından sanılmasın ki özgürlüklerin sınırlandırılmasını istiyoruz.
Melih Gökçek’in toplum vicdanını yaralayan sevimsiz görüntü ve ifadeleri bir yana hukuk sisteminde davet usulünün yerinde ve doğru bir yöntem olduğu elbette doğrudur. Ancak bizim itirazımız bunun diğer kişilere niye uygulanmadığına ilişkindir.
Ne zaman çağrılsa gidip ifade verebilecek durumda olan onlarca siyasetçi, yerel yönetici ya da gazetecinin hangi zaman ve yöntemlerle, üstelik neredeyse peşin suçlu ilan edilerek gözaltına alındığını, emniyet nezarethanelerinde günlerce bekletildiğini, itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını görmüş, yaşamış biri olarak Melih Gökçek’in ilk kez olumlu bir uygulamanın başlamasına vesile olmasını da önemsiyorum.
Umarım bu bir kırılma noktası olur. Tüm bu uygulamaların yapılması için yasal bir değişikliğe ya da yeni bir anayasaya ihtiyaç olmadığı açık. Anayasal güvence altına alınmış mevcut yasaların uygulamaların yerine getirilmesi tek isteğimiz.
Halkın özgür iradesiyle oluşmuş yerel yönetimlerin yargıyı ve bürokrasiyi kullanarak değiştirilmeye çalışılması yerine en kısa zamanda yapılacak bir erken seçimle halkın yeniden barış ve huzura kavuşması sağlanmalıdır.
Bu arada bir kez daha Avrupa Şampiyonu olarak bu karanlık günlerimizde topluma ışık olan Kadın Voleybolcularımızın da yüreklerinden öpüyorum.
AYHAN ONGUN (Gazeteci-Yazar) 7 Eylül 2026/BODRUM