Hayatımız hiç olmadığı kadar kalabalık…

Telefonlarımızda yüzlerce arkadaşımız, sosyal paylaşım platformlarında binlerce takipçimiz var. Dünyanın öbür ucundaki insana saniyeler içinde ulaşabiliyor, olup biten her şeyden anında haberdar olabiliyoruz. Ama tuhaf olan şu, insanlar hiç bu kadar çoğalmamışken, yalnızlık hiç bu kadar büyümemişti. Çünkü kalabalıkların içinde olmak, insanın kendisini yalnız hissetmesine engel değil.

Akşam eve döndüğümüzde kapımızı çalacak, sesimizdeki değişiklikten iyi olmadığımızı anlayacak, Nasılsın? diye sorup cevabımızı gerçekten dinleyecek kaç dostumuz var?

İşte gerçek mesele burada. Dijital çağın bizden çaldıkları.

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı. Bilgiye saniyeler içinde ulaşıyor, uzaktakilerle görüntülü konuşuyor, alışverişten bankacılığa kadar pek çok işi birkaç dokunuşla hallediyoruz.

Fakat hayatı kolaylaştırırken bazı değerleri de sessizce elimizden aldı.

Sohbeti, sabrı, mahremiyeti, yüz yüze iletişimi ve birbirimizi gerçekten dinleme alışkanlığını…

Eskiden bir dostu görmek için yola çıkardık, şimdi mesaj gönderiyoruz. Yakınımızın sesini duymak için telefon açardık, şimdi çoğu zaman bir emoji yeterli oluyor.

Aynı masada oturuyoruz ama farklı ekranlara bakıyoruz. Uzakları yakın ettik, yakınımızdakileri uzaklaştırdık. Her şeyi hızlandırdık, hayatı kaçırdık. Dijital dünya bize hemen yaşamayı öğretti. Mesaj hemen gelsin, cevap hemen verilsin, haber anında ulaşsın istiyoruz. Oysa insan ilişkileri hızlı tüketilecek şeyler değil. Bir dostluğu kurmak zaman, güven ve emek ister. Bir insanı gerçekten tanımak onun sevincine, kırgınlığına, sessizliğine ve zor günlerine tanıklık etmekle mümkündür.

Belki de en büyük kaybımız, her şeyi hızlandırırken derin yaşamayı unutmak oldu.

Çocuklarımızın dünyasında da aynı değişim yaşanıyor. Sokak oyunlarının, mahalle arkadaşlıklarının ve yüz yüze sohbetlerin yerini giderek ekranlar alıyor. Eskiden çocukların dizleri yara olurdu, sokakta koşarken düşerlerdi. Akşam eve kirli ellerle gelir, Bugün ne yaptın? sorusuna onlarca hikayeyle cevap verirlerdi. Şimdi birçok çocuğun dünyası, bir ekranın içine sığıyor.

Sokak oyunlarının yerini dijital oyunlar, mahalle arkadaşlığının yerini çevrim içi arkadaşlıklar, uzun sohbetlerin yerini kısa mesajlar aldı.

Teknoloji kötü değil. Ama araç olması gereken teknoloji, hayatımızın merkezine yerleştiğinde sorun başlıyor. Beğeni dostluk değildir. Sosyal medyada aldığımız beğeniler, zor günümüzde yanımızda olacak insanların sayısını göstermiyor.

Çünkü dostluk, bir fotoğrafın altına yorum yazmak değildir. Dostluk, herkes giderken kalabilmek, düştüğünüzde elinizden tutmak, bazen hiçbir şey söylemeden yanınızda oturabilmektir.

Gerçek dost, sosyal medyadaki halinizi değil, hayattaki halinizi bilir. Bu nedenle belki de kendimize Beni kaç kişi takip ediyor? diye sormak yerine başka bir soru sormalıyız, Ben yokken beni gerçekten kim arar?

Çünkü insanın gerçek zenginliği çevresindeki insan sayısı değil, hayatına dokunan insanların samimiyetidir.

Belki bugün telefonu biraz daha erken kapatmalı, bir dostun kapısını çalmalı, birlikte bir çay içmeli ve gerçekten konuşmalıyız.

Çünkü hayat, ekranlarda akan görüntülerden ibaret değil.

Bazı anların bildirimi yoktur; ama hatırası vardır.

Ve günün sonunda binlerce takipçi yalnızca bir kalabalıktır.

Yüzlerce arkadaş bir listedir.

Ama yokluğunuzu fark edip kapınızı çalan bir dost…

İşte o, hayattır.