Türkiye’de siyaset yine sert…
Yine gergin…
Ve yine çözümden çok kavganın konuşulduğu günlerden geçiyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde mahkemenin verdiği mutlak butlan kararı sonrası yaşananlar, aslında yalnızca bir parti içi tartışma değil, muhalefetin içinde bulunduğu büyük çıkmazın da fotoğrafı niteliğinde.

Bir tarafta kurultay sonrası genel başkanlık koltuğuna oturan Özgür Özel…
Diğer tarafta yıllarca CHP’nin başında kalan Kemal Kılıçdaroğlu…

Ve ortada; birbirini suçlayan, birbirine güvenmeyen, aynı çatı altında bile ortak zeminde buluşmakta zorlanan aynı partinin neferlerinin ikiye ayrıldığı bir görüntü.

Siyaset elbette yarış işidir.
Demokraside farklı görüşler olacaktır.
Ancak mesele artık fikir ayrılığından çıkıp parti içi güç savaşına dönüşüyorsa, orada toplumun umudu zedelenmeye başlar.

Genel merkez önünde yaşanan gerginlikler, partililerin nöbet tutması, güvenlik önlemleri, sert açıklamalar…
Bütün bunlar Türkiye’de siyasetin dilinin ne kadar sertleştiğini bir kez daha ortaya koyuyor.

Oysa vatandaşın gündemi çok başka.

Ekonomi…
Geçim sıkıntısı…
İşsizlik…
Hayat pahalılığı…
Gençlerin gelecek kaygısı…

Toplum siyaset kurumundan kavga değil, çözüm bekliyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararına uyulmalı yönündeki açıklaması hukuk vurgusu açısından önemli bulunabilir. Ancak CHP içinde yükselen itiraz sesleri de partide değişim tartışmasının hala bitmediğini gösteriyor.

Bugün ortaya çıkan tabloya bakıldığında CHP’nin en büyük sorununun yalnızca liderlik olmadığı görülüyor. Asıl mesele toplumun karşısına nasıl bir vizyonla çıkılacağı meselesi.
Ancak vizyon yerine tartışılan konuya bak!

Bir tarafta kurultay süreci sonunda genel başkanlık görevine gelen Özgür Özel, diğer tarafta uzun yıllar CHP’nin başında bulunan ve her seferinde seçim kaybettiği söylenen Kemal Kılıçdaroğlu yer alıyor. Kurultay sürecine ilişkin ortaya atılan iddialar, parti yönetimine yönelik eleştiriler ve karşılıklı açıklamalar, kamuoyunda yeni bir tartışma alanı oluşturdu ne yazık ki.

Siyasetin temel amacı, yalnızca parti içi mücadeleler değildir. Bugün toplumun beklentilerine cevap verebilen, çözüm üretebilen ve güven veren bir siyaset anlayışı, her zamankinden daha fazla önem taşıyor. Vatandaşın beklentisi bu. Ekonomiden eğitime, hukuktan sosyal yaşama kadar birçok alanda vatandaşın beklentisi, siyasi aktörlerin kendi iç çekişmelerinden çok ülkenin sorunlarına odaklanması yönünde.

Çünkü siyaset sadece seçim kazanmak değildir.
Siyaset, insanlara güven verebilmektir.
Siyaset, kriz anlarında bile ortak aklı koruyabilmektir.
Siyaset uzlaşma sanatıdır. Ve çözüm üretir.

Muhalefetin iktidar alternatifi olabilmesi için kendi iç tartışmalarını aşması, topluma umut veren bir dil inşa etmesi gerekiyor. Çünkü seçmen artık yalnızca eleştiren değil, çözüm üreten, sakin kalan ve geleceğe dair güven veren bir siyaset görmek istiyor.

Bugün CHP’de yaşananlar belki bir parti içi kriz gibi görünebilir…
Ama aslında Türkiye’de muhalefetin nasıl bir yol izleyeceğine dair önemli bir sınav bu.