17-18 Aralık’ta İstanbul’da düzenlenen Medya Çalışanları için Çocuk Hakları Çalıştayı, mesleğim adına kendime yeniden şu soruyu sormama neden oldu:
Gerçekten doğru bildiğimizi mi yapıyoruz, yoksa alışkanlıklarımızla mı hareket ediyoruz?

UNICEF’in, akademisyenlerin ve hukukçu uzmanların katkı sunduğu çalıştayda, özellikle dijital ve yeni medya ekosisteminde çocuk haklarının nasıl korunması gerektiği ele alındı. Çocuğun Üstün Yararı başlığı çalıştayın ana omurgasını oluşturuyordu.

Çocuklar ve sosyal medya konusu ise belki de en çarpıcı başlıklardan biriydi. Çoğu zaman riskler üzerinden konuştuğumuz bu alanda, farkındalık yaratacak derinlikte değerlendirmeler yapılması oldukça kıymetliydi. Oryantasyon sürecinden etik temellere, uygulamalı çalışmalara kadar tüm oturumlar, “nasıl haber yapmalıyız?” sorusuna yeniden cevap aramamızı sağladı.

ACAR Projesi kapsamında hazırlanan “Çocuk Hakları Konusunda Gazetecilik Uygulamaları ve Değişen Eğilimler Üzerine Bir Analiz” kitapçığı ise çalıştaydan geriye kalan en somut rehberlerden biri oldu. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Türkiye’deki uygulamalar konusunda edindiğim yeni bilgiler, habercilik reflekslerimi yeniden gözden geçirmeme neden oldu.

Çalıştayda yeterince konuşulamayan ama benim için çok önemli olan bir başlık vardı, ‘Savaşın Ortasında Çocuk Olmak.’
Kamu yararı gerekçesiyle bile olsa, çocukların kimlik bilgilerinin ne kadarının açıklanabileceği sorusu hala en hassas noktalardan biri. Bu konuda çalıştayda dile getirilen yaklaşımın, kendi habercilik anlayışımla örtüşmesi de beni sevindirdi.

Haberde kullanılan dil, yalnızca bir tercih değil, doğrudan bir sorumluluk meselesi. Çocuğun ve ailenin mahremiyetini koruyan bir dil kullanmak, fotoğrafla metni ayrı ayrı değerlendirmek ve her koşulda çocuğun üstün yararını gözetmek artık bir seçenek değil, zorunluluk.

Çalıştayda yapılan bir tespit ise aklımdan çıkmıyor, fırsatlara dair haberler neredeyse yok, risklere dair haberler ise çok fazla. Bu cümle, çocuk haberciliğinde bakış açımızı kökten sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.

Bugün öğrendiklerimi yalnızca kendime saklamıyor, ekip arkadaşlarımla da paylaşıyorum. Çünkü çocuk hakları, bireysel değil, kolektif bir sorumluluk alanı.

Başta İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Altuğ Akın ve Prof. Dr. Burak Doğu, UNICEF’ten Tülay Güler, İstanbul Bilgi Üniversitesinden Dr. Esra Ercan Bilgiç ve Hukukçu Benan Molu olmak üzere, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Şuna yürekten inanıyorum, çocuk haberleri konusunda bu ülkede etik ilkelere ve yol gösterici rehberlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Sadece kendi tecrübemize güvenerek habercilik yapmak artık yeterli değil. Çünkü söz konusu çocuklarsa, hata yapma lüksümüz yok.