Bir önceki yazımda; “Boş konuşanların üstüne biraz fazla gitmişsin” diyenler de oldu, “Yoo, az bile söylemişsin” diyen de… Bence mi? Bence mesajı alan aldı! Yazımın sonunda da belirttiğim gibi; anlayana…
Bugün ise, o "boş konuşanlar" meselesini, ajandalarımızın süslü sayfaları ile hayatın kapkara sokakları arasındaki o devasa uçurumdan, bambaşka bir pencereden seyredelim istedim.
Nasıl mı? Buyurunuz…
***
Efendim malumunuz; ülkemiz tam bir tatil cenneti. Ama durun, hemen öyle deniz-kum-güneş hayallerine kapılmayın. Benim "tatil cenneti" dediğim olay, tamamen resmi prosedürlerle ilgili. Yani, coğrafi değil takvimsel bir durumdan bahsediyorum. Bu memlekette ne özel gün biter ne anma günü, ne tatil günü tükenir ne de kutlama günleri… Yılın 12 ayında ajandayı bir açıyorsunuz, her gün bir kutlama her gün bir mesaj trafiği.
Daha bismillah demeden, 1 Ocak’ta mevzu başlıyor. Yetkili ağızlardan, az biraz da protokol mecburiyetinden o klişe cümle dökülüyor; “Yeni yıl sağlık, mutluluk, huzur ve barış getirsin.”
Güzel dilek, itirazım yok. Ama yılın ilk gününde dünya genelinde bir ülke ötekine savaş ilan ediyor, bombalar yağmaya başlıyor. Ee, hani nerede kaldı o "dostluk, sağlık, mutluluk ve barış?" Daha ilk temennide patlıyorlar!
Sırayla devam edelim; 14 Şubat Sevgililer Günü… Resmi tatil değil ama resmi mesajı bol. “Tüm sevgililerin gününü kutlarız” açıklamaları sosyal medyayı süslerken, aynı gün bir bakıyorsunuz; kıskançlık krizi geçiren bir şahıs, aşkım dediği sevgilisini katlediyor. Haydaa… Bir kutlama daha güme gitti!
Sırada 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü var. Sayın yetkililerimiz koro halinde başlıyor; “Kadınlar bizim anamızdır, bacımızdır, eşimizdir… Kadınlarımızın başımızın tacı, hepsinin başımızın üstünde yeri var!” Yeri var, var da; o yer neresi?
Kadınlar Günü’nde haber bültenleri yine kan revan; “Gözü dönmüş adam, 8 yıllık karısını çocuklarının gözü önünde öldürdü!” Başka bir memlekette de bir kadın daha, bir başka yerde bir başkası… Ee hani kadınlar başımızın tacıydı? Desenize, bir samimiyet sınavından daha sınıfta kalındı.
Durun, bitmedi… 1 Mayıs İşçi Bayramı var sırada… Artık 1 Mayıs’ta resmi tatil. Yetkililerden inciler dökülüyor; “İşçimiz bizim can yoldaşımız, emeğin emekçinin yanındayız!”
Tam o esnada son dakika!!! “Adana’da inşaatta çalışan işçi, 7’inci kattan beton zemine düşerek hayatını kaybetti.”
Ya da bir şirketten duyuru gelir; “Ekonomik kriz nedeniyle 300 işçinin işine son verdik, kamuoyuna saygıyla…” Hani işçi haklıydı? Hani işçi kazanacaktı? Hani nerede iş, aş ekmek..!”
Peki, Anneler Günü’nde neler oluyor? Bu özel günde de maalesef ne katliamlara tanıklık ettik. Hem de onlarca kez. El öpüp, hediye vermesi beklenen evlat, sırf para vermediği için öz annesine kıyıyor! Hani cennet anaların ayağının altındaydı?
Size bir doz da ‘Babalar Günü’ hediyesi vereyim; Babalar Günü’nün ilk ışıkları… Şafak saatinde eve gelen çocuğunu, odasından çıkması için ikna etmeye çalışan gariban baba, o işsiz sapsız oğlu tarafından bıçaklanarak hayatını kaybeder. Hani babalarımız sırtımızı yasladığımız çınar ağacımızdı! Hani gölgesi bile yeten değerlerimizdi! Ahh, ah…
Bayramlar, seyranlar, doğum günleri… Hepsi aynı senaryonun farklı perdeleri.
***
Yetki verdiklerimiz, yetkilerini canları korumak, adaleti sağlamak ve sistemi yürütmek için kullanmadığı sürece; kimse kutlamalardan, şatafatlı anmalardan, süslü temennilerden, saçma sapan sosyal medya mesajlarından bahsetmesin.
Önce herkes sorumluluğunu bilsin, görevini layığıyla yapsın, yetkisini laf üretmek için değil, iş üretmek için kullansın..!
Gerisi zaten kendiliğinden gelir. Gerisi huzur, gerisi o zaman gerçekten "bayram" olur.
Öyle değil mi?