Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de “boş konuşan” o kadar insan var ki, bunların önüne bir türlü geçilemiyor.

“Boş konuşanlar derken ne demek istiyorsun, konu nereye gidiyor?” diye sorabilirsiniz.

Açıklayayım…

Türkiye’de bir numaralı gündem maddesi nedir? Tabii ki ekonomi…

Peki, ekonominin gidişatına yön verenler kimler? Siyasetçiler...

Çünkü bu ülkede her şey onlardan sorulur ve bu yetkileri biz onlara kendi elimizle veriyoruz.

Öyleyse siyasetçiler, ekonominin düzelmesi için neler yapıyor? Eminim ellerinden geleni yapıyorlardır!

Siyasete soyunan zengin, soylu, asil, para babaları; bir ülkeyi ya da şehri yönetme donanımına sahipler mi? Bencee, her şey ortada..!

Şimdi konumuzun özüne gelebiliriz. Demiştim ya; “Boş konuşanlar!” diye, madem öyle bu yazı boş konuşanlara gelsin.

***

Hatırlayalım; her seçim öncesi ülke genelinde tam bir “boş vaat” karnavalı yaşanır. Genel veya yerel seçimlerden önce, meydanlarda vaat sağanağı başlar. Adaylar seçmenini kandırmak, pardon ikna edebilmek için adeta kelime büyücüsüne dönüşür. Peki, bu boş konuşanlar nasıl kazanıyor? Basit; İkna kabiliyeti yüksek, profesyonel yalanlarla vatandaşı bir hayale ortak ederek.

Peki, bu büyülü ikna edici sözler gerçekten adayların kendi ağzından mı çıkıyor? Görünüşte evet. Ama perde arkasında parayla tutulan danışmanları var. Yoksa..!

Vatandaş da ne yapsın? İş-aş derdi, evladının geleceği derken bir umuda tutunuyor. Ancaakk, her şey o baş belası koltuğa oturulana kadardır. Koltuğa oturulduğu an, o büyülü sözler birden bahaneler ansiklopedisine dönüşür.

Seçim kazanılıp makam odasına yerleşildiğinde, verilen vaatlerin yerini derin bir sessizlik ya da daha kötüsü, profesyonelce kurgulanmış bahaneler alır. "Dış güçler," "bürokrasi engeli," "eski yönetimin enkazı", “mukadderat”, “harç borç, işçi maaşı, kem küm..!” Vatandaş zaten geçim derdinden, vaatlerin peşine düşecek dermanı bulamıyor.

Düşünsenize; koca bir şehrin yönetimine talip olanlar, sadece kameralar karşısında süslü laflar ederek hizmet ettiğini zannediyor. Sokaktaki çukur kapanmamış, yağmurda caddeler göle dönmüş, sinekler memleketi istila etmiş, toplu taşıma Hindistan modundan çıkamamış, , musluktan akan suyun rengi değişmemiş… Ama sayın yetkili mikrofonda yine o çok sevdiği, ancak bir türlü yerine getiremediği vizyoner projelerinden bahsediyor. Vaatler, sözler, yeminler o koltuğun yumuşacık döşemesinde eriyip gidiyor. Günün sonunda olan yine kime oluyor? Hizmet bekleyen garibana, vergisini veren vatandaşa, emeğiyle geçinen emekçiye…

***

Diğer taraftan koltuk sevdalıları için bu durum büyük bir konfor. Çünkü biliyorlar ki; bir sonraki seçime kadar "boş konuşma" kontenjanları hep açık. Nasıl olsa hafızalar zayıf, nasıl olsa diller kemiksiz, nasıl olsa seçmen…

Şehrin göbeğinde, trafiğin içinde ya da boş bir pazar tezgâhının başında bekleyen o sessiz çoğunluk, artık süslü cümlelerle doymuyor.

Çünkü seçmen artık biliyor ki; o yumuşak koltukların konforu, sokağın sert gerçeğini örtmeye yetmiyor. Karnı tok olanın, aç olana anlattığı masallar, artık sadece kulak tırmalıyor. Vatandaşın mutfağındaki yangın, sizin süslü cümlelerinizle sönmüyor; aksine yangını körüklüyor.

Şimdilik bırakalım; şehrin çukurları, Hindistan modundaki otobüsleri, volta atan sivrisinekleri, rengi kaçmış suları konuşsun..! Zira gerçeklerin sesi, sizin mikrofonlarınızdan çıkan o boş gürültüden çok daha yüksek.

Anlayana...