Son yıllarda mutfaklarımıza giren her ürünün fiyatı sadece cüzdanlarımızı değil, toplumsal adalet duygumuzu da yakıyor. Gıda fiyatlarındaki artış çoğu zaman enflasyon, döviz kuru ya da akaryakıt zamlarıyla açıklanmaya çalışılıyor. Ancak Ticaret Bakanlığı’nın son tespitleri, meselenin artık sadece ekonomi başlığı altına sığmayacak kadar ağır bir ahlaki kriz olduğunu gözler önüne serdi.

Adana’da ter döken, emek sarf eden çiftçiden 7 liraya çıkan kapya biberin, Diyarbakır’daki bir market rafında 199 lira 99 kuruşa boy göstermesi, hangi iktisat kuralıyla açıklanabilir? Aradaki uçurum tam 28 kat! Yeşil sivri biberde durum daha da vahim; markete 20 liradan giren ürün vatandaşa 249 lira 90 kuruştan dayatılıyor.

Bu aradaki fark nakliye masrafı mıdır? Hayır.

Ambalaj maliyeti midir? Mümkün değil.

Bu, düpedüz bir serbest piyasa tiyatrosu perdesi altında sergilenen vicdansız bir fırsatçılıktır.

***

Hani biz komşusu açken tok yatmayı zul sayan, haksız kazançtan kaçınan bir kültürden geliyorduk. Ne ara birbirimizin lokmasına göz diken, tarladaki emeği sömürüp raflarda vatandaşı canından bezdiren bir yapıya büründük? Bu sadece ekonomik bir tablo değil, toplumsal bir yaradır.

Üreticinin toprağına küstüğü, tüketicinin market arabasını doldururken elinin titrediği bu düzende, kazanan ne devlet ne millet, sadece aradaki o doymak bilmeyen azınlıktır.

Peki, bu tiyatroya karşı neler yapılabilir? Toplumsal bir yaraya dönüşen bu fahiş fiyat sarmalından kurtulmak için, artık radikal adımlar atılmalıdır.

Denetimden öte, caydırıcı yaptırım mı olmalı?

“Ee, yaptırımlar da oluyor…” diyebilirsiniz, haklısınız da.

Fakat gelin görün ki, işletmeci kesilen cezanın faturasını yine tüketiciden çıkarıyor. Kesilen cezalar, elde edilen haksız kazancın yanında devede kulak kalıyor. Anlaşılan sadece ceza kesmek yetmiyor. Bu tür fırsatçılık yapan işletmelere yönelik teşhir ve kademeli kapatma gibi ağır yaptırımlar uygulanmalı. Ürünün tarladan çıkış fiyatı ile marketteki satış fiyatı aynı etikette yer almalı. Tüketici, ödediği paranın ne kadarının üreticiye, ne kadarının aracıya gittiğini görmeli. Yani tedarik zincirinin şeffaflaşması gerekiyor.

Sofradaki biberin, domatesin fiyatı sadece midemizi değil, adalet duygumuzu da doyurmalı. Üreticinin hakkını alamadığı, tüketicinin soyulduğu bir sistemde huzur olmaz. Tarlada 7 liraya çıkan biberin, 200 lira olması ticari bir başarı değil, bir insanlık ayıbıdır.

***

Bu gidişata dur demek, sadece devletin değil, toplumun her bir ferdinin vicdan borcudur. Etikete bakıp sadece yuh demek yetmez; artık adaleti tarladan reyonlara kadar tesis etme vaktidir. Bu düzen böyle devam etmez, etmemeli de…

Vatandaşın ne yiyip, ne içeceğine fırsatçılar değil, vatandaşın kendi karar vermeli. Aksi halde bizler, kronikleşmiş bir düzenin elinde kukla gibi oynatılmaya devam ederiz. Rakamların değil, açgözlü fırsatçıların utanması gerekiyor.