Tarih sahnesi birçok tuhaf karaktere ev sahipliği yapmıştır, ancak hiçbiri onun kadar karanlık, onun kadar sarsıcı ve onun kadar ölümsüz olamadı. Koskoca Rus İmparatorluğu’nu parmağında oynatan, adına şarkılar yazılan, filmlere ve kitaplara konu olan bir isimden bahsediyorum; Grigori Rasputin.

Peki, kimdi bu adam? Bir aziz mi, yoksa sarayın kalbine sızmış bir şeytan mı?

***

Hikâye, 1869 yılında Sibirya’nın ücra ve soğuk bir köyünde başladı. Grigori Rasputin, eğitim almamış, okuma yazması bile sınırlı bir köylüydü. Ancak onda, sıradan insanlarda olmayan bir şey vardı; Kelimelerle tarif edilemeyen bir aura ve mistik bir güç. Kendini gezgin bir şifacı ve gizemli bir keşiş olarak tanıtarak yollara düştü. Takvimler 20. yüzyılın başlarını gösterdiğinde ise bu köylünün yolu, Rusya'nın yönetim merkezi olan Romanov Sarayı ile kesişti.

Saray çaresizdi. Tahtın tek varisi olan Küçük Alexei, dönemin ölümcül hastalığı hemofili (kanın pıhtılaşmaması) ile pençeleşiyordu. Modern tıp havlu atmış, doktorlar çaresiz kalmıştı. İşte tam o karanlık anda sahneye Rasputin çıktı. Garip bir şekilde, bu eğitimsiz adam küçük çocuğu sakinleştirmeyi başarıyor, doktorların durduramadığı iç kanamaları dindiriyordu. Saray için o artık Tanrı'nın bir lütfuydu.

Rasputin’in saraydaki yükselişi sadece bir şifacılık hikâyesi olarak kalmadı. O, adeta bir gölge imparator gibi politik kararları etkilemeye, bakanları görevden alıp yenilerini atamaya başladı.

Dönemin aristokratlarını en çok korkutan şey ise onun insanları, özellikle de kadınları bir mıknatıs gibi çeken aurasıydı. Rasputin yakışıklı bir adam değildi. Hatta hırpani kıyafetleri ve bakımsız görüntüsüyle tam bir taşralıydı. Ancak o delici gözleri ve gizemli aurası, saray kadınlarını anında etkisi altına alıyordu. Kısa sürede tüm ülkede çalkantılı bir dedikodu yayıldı: "Köylü Rasputin ile Çariçe arasında bir ilişki var!"

Bu iddia, Rus aristokrasisi için bardağı taşıran son damla oldu. Bir köylü, koca bir imparatorluğun kaderiyle oynuyordu. Onu görenler artık net bir şekilde ikiye ayrılmıştı: Kutsal bir adam diyenler ve Şeytan'ın ta kendisi olduğunu savunanlar...

***

Aristokratlar için tek bir çare kalmıştı: Rasputin ortadan kaldırılmalıydı. 1916 yılının buz gibi bir Aralık gecesinde ona akılalmaz bir suikast düzenlendi.

İçine bir insanı saniyeler içinde öldürecek miktarda siyanür konulmuş kekler yedirdiler, zehirli şaraplar içirdiler. Ama Rasputin hiçbir şey olmamış gibi yemeye, içmeye ve gülmeye devam etti!

Şoka giren suikastçılar silahlarını çekip onu göğsünden vurdular. Yere yığıldı, öldü sandılar. Ancak Rasputin birden gözlerini açtı, ayağa kalktı ve katillerinin yakasına yapışıp kaçmaya çalıştı! Peşinden koşan aristokratlar onu tekrar kurşunladı, acımasızca dövdü.

En sonunda, hala yaşadığından korktukları bu adamı bağlayarak Neva Nehri’nin donmuş, buz gibi sularına bıraktılar. Günler sonra cesedi bulunduğunda resmi ölüm nedeni kayıtlara "boğulma" olarak geçti. Yani o kadar zehre ve kurşuna rağmen, nehir suyuna atıldığında hala nefes alıyordu!

***

Rasputin öldü, ancak onun ölümüyle Rus İmparatorluğu da kurtulamadı; kısa süre sonra çarlık rejimi yerle bir oldu. Bugün bile tarihçiler onun o gece nasıl hayatta kaldığını, kanamaları nasıl durdurduğunu tam olarak açıklayamıyor.

Sibirya'nın çamurlu köylerinden çıkıp tarihin en büyük imparatorluklarından birini diz çöktüren Grigori Rasputin, arkasında cevaplanamamış onlarca soru ve ölüme meydan okuyan o ürpertici efsanesini bırakarak dünyadan geçti.