Yazın tam ortasındayız. Adana’nın o kendine has, insanı eriten sıcağıyla mücadele etmek zaten bu coğrafyanın kaderi. Ancak bu yıl, bu kadere bir de yerel yönetimlerin iş bilmezliği, ihmalkârlığı ve vurdumduymazlığı eklendi.
Şaşırdık mı? Elbette hayır!
Güzelim Adana; sivrisineklerin, karasineklerin ve haşerenin istilası altında! Vatandaş artık çaresizlikten kendi imkânlarıyla evlerini ilaçlamaya çalışıyor. İlaç da yetmiyor; insanlar ellerinde elektrikli süpürgelerle tavanlara, parkelere, halı ve kilimlere yapışan sinekleri temizlemek için cebelleşiyor. Bırakın kapı pencere açmayı, sokağa adım atamaz hale geldik.
Peki, bu kentin sağlığından, huzurundan ve temizliğinden sorumlu olan yerel yönetimler ne yapıyor?
Kocaman bir HİÇ!
***
Sokaklarda ne bir ilaçlama aracı görünüyor ne de bu rezalete çare bulacak bir irade. İlgili birimlerin kapısı duvar, telefonları cevapsız. Vatandaş feryat ediyor, isyan noktasına gelmiş durumda ama belediye cephesinde derin bir sessizlik hâkim. Israrla, adeta inat edercesine ilaçlama yapılmıyor.
Sormak lazım: Bu vurdumduymazlığın, bu eylemsizliğin arkasında ne var?
Bütçe mi yok, planlama mı yok, yoksa bu şehre ve insanına karşı en ufak bir saygınız mı yok?
Yerel yönetim demek; sadece seçim zamanı caddeleri afişlerle donatmak, süslü vaatlerle sahneye çıkmak demek değildir. Yerel yönetim; halkın en temel ihtiyacını, yani halk sağlığını koruma misyonunu yerine getirmektir. Bugün Adana’da sineklerle mücadele bile edilemiyorsa, o koltuklarda oturanların belediyecilik vizyonu da sorumluluk bilinci de sınıfta kalmış demektir.
Vatandaşın sabrı tükendi, öfkesi dağları aştı. Bu milleti kendi kaderine, sineklerin insafına terk edemezsiniz. İlgili birimler, daire başkanları, müdürler-genel müdürler, belediye başkanları... Kulaklarınızı tıkadığınız o feryatları artık duyun! Bahane üretmeyi bırakın, altınızdaki makamların hakkını verin ve asli göreviniz olan vatandaşa hizmet aklınıza gelsin artık.
***
Ancak buradaki asıl büyük tehlike, bu umursamazlığın faturasının sandıkta unutulması ihtimalidir. Çok iyi biliyoruz ki; seçim zamanı yaklaştığında kapımızı yine göz boyamalarla, süslü yalanlarla çalacaklar. Yine oy toplamak için meydanlarda binbir çeşit vaat havada uçuşacak; bugün sinekten kırılan millete pembe tablolar çizilecek.
Bu milletin artık uyanması, gerçeği görmesi lazım! Hizmet üretmeyen, vatandaşını yazın ortasında sivrisineğe, karasineğe ve haşereye mahkûm eden zihniyete prim vermeme vakti gelmiştir.
Unutmayın; sinekten kaçıp saklandığınız o klimalı odalarınız, yarın sandık önünüze geldiğinde sizi vatandaşın haklı öfkesinden korumaya yetmeyecektir. Tabii eğer bu millet, kendisine söylenen yalanlara bir kez daha inanmayıp, hak ettiği hizmetin hesabını sandıkta sormayı başarabilirse!