Yaz geldi mi Adana’nın sıcağı malum… Asfalt erir, termometreler çıldırır, millet çareyi kendini suya atmakta bulur. Hafta sonlarında bir bakıyorsunuz, Mersin Otoban yönü kilit! Onlarca, yüzlerce araç konvoy olmuş, millet tampon tampona Mersin’e akıyor.
Peki, aklı başında bir Adanalının aklına şu soru gelmez mi kardeşim: “Ula bizim Karataş ile Yumurtalık üvey evlat mı?”
Haritayı açıp bakıyorsunuz, mis gibi Akdeniz kıyısındayız. Karataş deseniz; burnumuzun dibi, Yumurtalık deseniz; tarihiyle, doğasıyla tam bir cevher. Ama ne hikmetse Adanalı sabahın köründe direksiyonu Tömük, Susanoğlu, Kızkalesi veya Erdemli’ye kırıyor. Yaklaşık 100-150 kilometre yolu çekmeyi, o trafiği göze alıyor. Neden mi? Cevabı çok basit, ama bizim yerel yöneticilerin duymaya pek niyeti yok gibi!
Yıllardır aynı boş laflar, boş vaatler! Şehrin ve ilçelerin belediye başkanları değişir, vizyon aynı kalır; "Büyük potansiyelimiz var, gelişeceğiz!" Vallahi biz o potansiyel lafını duymaktan usandık, sizler söylemekten usanmadınız. Tabii ki bu sorumluluk sadece yerel yönetimleri kapsamıyor. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Devlet Su İşleri 6. Bölge Müdürlüğü de bu sorumluğu üstlerine almak zorunda. Çünkü Büyükşehir ve ilçe belediyelerin yetkileri de, sorumlulukları bir yere kadar…
***
Komşumuz Mersin, 80’lerde işi çözmüş. Yazlık siteleri dikmiş, sahil kordonunu yapmış, kafesini, restoranını, çocuk parkını, akşam yürüyüş yolunu dizayn etmiş. Adanalı oraya gittiğinde sadece denize girmiyor; akşam olunca çoluğuyla çocuğuyla sosyalleşebileceği, nefes alabileceği "yaşayan bir sahil kenti" buluyor.
Bizim Karataş ile Yumurtalık’a gidiyorsun; sabah git balığını ye denize gir, akşam kumu üstünden temizleyemeden, arkana bakmadan kaç! Konaklayacak eli yüzü düzgün otel sayısı parmakla sayılır. Sosyal yaşam desen, "akşam olunca ne yapacağız?" sorusu havada kalıyor. Çevre düzenlemesi, turizm yatırımı, altyapı hak getire... Ee, vatandaş da haklı olarak "Ben günübirlikçi eziyeti çekeceğime, gider Mersin'de aynı paraya medeni bir şekilde tatilimi yaparım" diyor.
Şimdi Tömük’te, Kargıpınarı’nda, Çeşmeli’de hangi kapıyı çalsan arkasından bir Adanalı çıkıyor. Yazlık kültürü nesilden nesile geçti. Zamanında Adana’nın kendi sahil ilçeleri bu yatırımları çekebilseydi, bu vizyonu ortaya koyabilseydi, bugün o yatırımların hepsi Adana ekonomisine akacaktı. Katrilyonlarca lira Mersin’e aktı gitti, bizimkiler de sahilde çekirdek çitleyip Mersin’e giden araçları saydı!
***
Lafa gelince Karataş’ın lagünleri, Yumurtalık’ın kalesi, doğal plajlar anlat anlat bitmez. İyi de, doğa Tanrı vergisi, sizin üstüne ne koyduğunuz önemli!
Açıklanan yeni projeler, planlanan yatırımlar kulağa hoş geliyor, kabul. Ama Adanalının artık "gecekondudan hallice sahil kasabası" görüntüsüne tahammülü kalmadı. Modern yürüyüş yolları, kaliteli konaklama tesisleri, sosyal alanlar ve turizm teşvikleri bu ilçelere gelmediği sürece, biz daha çok otoban trafiğinde Mersin türküsü söyleriz.
Adana kent merkezine bu kadar yakın iki cennet köşe dururken, insanımızı başka şehre muhtaç etmek yerel yönetimlerin en büyük ayıbıdır.
Benden söylemesi: Adanalı denizine küs değil, vizyonsuzluğa kırgın. Silkelenin artık da, millet kendi denizinin tadını çıkarsın!