Günümüzde güzellik kavramı hiç olmadığı kadar hayatımızın merkezine yerleşmiş durumda. Sosyal medya, filtreler, estetik uygulamalar, makyaj trendleri ve sürekli değişen güzellik standartları derken, insanlara adeta nasıl görünmeleri gerektiği tarif ediliyor.
Sanki herkesin aynı buruna, aynı dudağa, aynı kaşa, aynı çene hattına ve aynı vücut ölçülerine sahip olması gerekiyormuş gibi bir algı oluşturuluyor.
Oysa güzellik bir matematik problemi değildir. Güzellik kişiden kişiye değişir. Birinin çok güzel bulduğu bir yüz, başka birine sıradan gelebilir. İşte güzelliğin en güzel tarafı da budur: Tek bir doğru yoktur. Bugün sosyal medyada belirli yüz ve beden modelleri öne çıkıyor. Dolgun dudaklar, belirgin elmacık kemikleri, kalkık kaşlar, kusursuz ciltler…
Sonra insanlar aynaya bakıp kendilerinde eksik olanı aramaya başlıyor. Burnunu, dudaklarını, kilosunu, yüzündeki çizgileri sorguluyor. Üstelik çoğu zaman gerçek olmayan görüntülerle kendisini kıyaslıyor.
Filtreler, makyaj, ışık ve dijital düzenlemeler derken gerçek insan yüzü ile sosyal medyada gördüğümüz görüntüler arasında büyük bir fark oluşuyor. Biz ise gerçek hayatımızı, başkalarının düzenlenmiş görüntüleriyle karşılaştırıyoruz.
Estetik kötü mü? Elbette hayır. Estetik yaptırmak, botoks kullanmak, makyaj yapmak veya görünüşünde değişiklik istemek kişinin kendi tercihidir. Buna saygı duymak gerekir. Asıl sorun, estetik yaptırmadan güzel olunamayacağı düşüncesinin topluma dayatılmasıdır.
Bir kadın botoks yaptırmadığı için bakımsız değildir. Bir insan burnunu değiştirmediği için kendisini sevmiyor değildir. Yüzdeki kırışıklıklar ise bazen yaşlanmanın değil, yaşanmışlığın izleridir. Çünkü insan yüzü bir vitrin değildir.
Neden herkes birbirine benzemek zorunda? Bir zamanlar insanı insan yapan farklılıklar, bugün kusur olarak görülmeye başlandı. Aynı burun, aynı dudak, aynı kaş, aynı çene…
Oysa doğada bile birbirinin tamamen aynısı olan iki çiçek yoktur. Peki insan neden tek tip olmak zorunda? Belki de güzelliği yeniden tanımlamamız gerekiyor. Güzellik kusursuz olmak değil, kendine ait olmaktır. Bazen aynaya kendi gözümüzle değil, toplumun bize verdiği gözlükle bakıyoruz. “Burnum daha küçük olmalı.” “Dudaklarım daha dolgun olmalı.” “Yaşımı göstermemeliyim.” Peki bunları gerçekten biz mi istiyoruz, yoksa bize sürekli böyle olması gerektiği söylendiği için mi?
Belki de asıl soru bu.
Güzellik yaşla birlikte kaybolmaz. Özellikle kadınlara yönelik en büyük baskılardan biri de yaşlanmamak üzerine kuruluyor. Oysa yaş almak bir eksiklik değildir. Yirmili yaşların güzelliği başka, kırklı yaşların güzelliği başka, ellili yaşların güzelliği başkadır. Bir insanın yüzündeki yıllar onun değerini azaltmaz; tam tersine, yaşanmışlıklarını anlatır.
Belki de artık “Genç görünmek” yerine “Kendin gibi görünmek” daha kıymetli olmalıdır.