Adana sıcağı yıllardır dillerde. "Adana yanıyor" sözü bu kentin adeta simgesi haline geldi. Ancak artık konuştuğumuz şey, alışılmış bir yaz sıcaklığı değil. Son yıllarda hissedilen yüksek sıcaklıklar, geçmişte "normal" kabul edilen yaz günlerinin çok ötesine geçti. Güneş artık sadece bunaltmıyor; sağlığı tehdit eden bir noktaya ulaşıyor.

Eskiden yaz sıcakları elbette vardı. Ama insanlar yine de günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebiliyordu. Bugün ise sabahın erken saatlerinden itibaren yükselen sıcaklık, öğle saatlerinde adeta nefes almayı bile zorlaştırıyor. Betonun, asfaltın ve araçların yaydığı sıcaklıkla birlikte şehir adeta dev bir fırına dönüşüyor.

Adana'da imkânı olanlar yaz aylarını yaylalarda, deniz kenarında ya da daha serin şehirlerde geçirmeye çalışıyor. Ancak herkesin böyle bir şansı yok. Binlerce insan tarlada, inşaatta, fabrikada, pazarda, sokakta ve çeşitli iş kollarında ekmeğini kazanmak için bu kavurucu sıcağın altında çalışıyor. Birçok aile ise yayla evi olmadığı için yazı mecburen Adana'da geçirmek zorunda kalıyor.

İşte asıl düşünmemiz gereken de bu insanlar...

Çünkü aşırı sıcak artık yalnızca bir rahatsızlık değil; sıcak çarpması, sıvı kaybı, tansiyon sorunları, kalp ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık problemlerine yol açabilecek önemli bir risk haline geldi. Özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastalığı bulunan vatandaşlar için bu sıcaklar çok daha büyük tehlike oluşturuyor.

Bu nedenle öğle saatlerinde "işim var, çıkayım" anlayışını bir kenara bırakmak gerekiyor. Mümkünse güneşin en etkili olduğu saatlerde dışarı çıkılmamalı, zorunlu durumlarda ise şapka kullanılmalı, açık renkli ve ince kıyafetler tercih edilmeli, bol su tüketilmeli ve gölgede kalmaya özen gösterilmelidir. Vücudun verdiği baş dönmesi, halsizlik ve aşırı yorgunluk gibi uyarılar da asla hafife alınmamalıdır.

Elbette bireysel önlemler kadar kurumlara da önemli görevler düşüyor. Belediyelerin yeşil alanları artırması, gölgelik alanlar oluşturması, toplu taşıma araçlarında klimaların eksiksiz çalışmasını sağlaması ve özellikle yaşlıların yoğun bulunduğu bölgelerde gerekli tedbirleri alması büyük önem taşıyor. İşverenlerin de çalışanlarını günün en sıcak saatlerinde koruyacak çalışma düzenlemelerini hayata geçirmesi hem insani hem de vicdani bir sorumluluktur.

İklim değişikliği artık kitaplarda okuduğumuz uzak bir kavram değil. Onun etkisini her yaz Adana sokaklarında hissediyoruz. Daha uzun süren sıcak hava dalgaları, daha bunaltıcı geceler ve her yıl biraz daha yükselen sıcaklıklar bize yeni bir gerçekle yaşamayı öğretiyor.

Bu yüzden Adanalılara küçük ama önemli bir çağrımız var: Lütfen güneşi hafife almayın. Mecbur kalmadıkça özellikle öğle saatlerinde dışarı çıkmayın. Kendinizi, çocuklarınızı ve yaşlı yakınlarınızı koruyun. Bol su için, gölgeyi tercih edin ve vücudunuzun verdiği uyarıları dikkate alın.

Çünkü Adana'nın sıcağına alışmış olabiliriz; ancak bugün yaşadığımız sıcaklar, alışkanlıkla geçiştirilecek kadar masum değil. Sağlığımızı korumak için atacağımız küçük adımlar, büyük sorunların önüne geçebilir. Yaz elbette geçecek, serin günler yeniden gelecek. Önemli olan o günlere sağlıklı bir şekilde ulaşabilmek.