Adana denildiğinde insanların aklına önce bereketli Çukurova, pamuk tarlaları, kebap, portakal çiçeği kokusu ve kavurucu yaz sıcakları gelir. Oysa pek çok kişinin bilmediği önemli bir gerçek vardır: Adana, Akdeniz'e açılan köklü bir deniz kentidir.

Üstelik bu yalnızca kıyısında denize girilen birkaç sahilden ibaret değildir. Adana'nın denizle kurduğu ilişki yaklaşık iki bin beş yüz yıllık bir geçmişe dayanır. Bu kıyılar yalnızca balıkçı teknelerini değil; Roma gemilerini, Bizans donanmalarını, Ceneviz ve Venedik ticaret filolarını, Osmanlı denizcilerini ve dünyanın dört bir yanından gelen tüccarları ağırlamıştır.

Bugün yaz aylarında deniziyle tanınan Yumurtalık ve Karataş, yüzyıllar boyunca Doğu Akdeniz'in en önemli liman kentleri arasında yer almıştır.

Yumurtalık'ın antik adı Ayas (Aigeai) idi. MÖ 4. yüzyılın sonlarında kurulan bu liman, Roma döneminde özgür bir kent ve önemli bir ticaret merkezi hâline geldi. Tarsus Limanı'nın alüvyonlarla dolarak eski önemini kaybetmesiyle Ayas, Orta Çağ boyunca Doğu ile Batı arasındaki ticaretin en hareketli kapılarından biri oldu. Ceneviz ve Venedik tüccarları burada koloniler kuruyor, Akdeniz ticaretinin önemli bir bölümü bu liman üzerinden yürütülüyordu.

Limanı korumak amacıyla biri karada, diğeri denizin içindeki adada olmak üzere iki kale inşa edilmişti. Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan tahkimatlarla bölgenin stratejik önemi daha da artırıldı. Yüzyıllar boyunca oluşan bu güçlü ticaret geleneği, Adana'nın ekonomik ve kurumsal hafızasının da temelini oluşturdu. Bugün kentin ekonomik hayatına yön veren Adana Ticaret Odası, bu köklü ticaret kültürünün günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biridir. Bu nedenle Adana'nın ticaret hafızasını konuşurken Ayas Limanı'nı hatırlamak, yalnızca geçmişi değil, bugünü ve geleceği anlamanın da anahtarlarından biridir.

Adana'nın denizle kurduğu bağın bir diğer önemli halkası ise Karataş'tır. Karataş kıyılarındaki Magarsus Antik Kenti, yalnızca bir yerleşim yeri değil; aynı zamanda askeri ve ticari bir limandı. Hititlerden Asurlulara, Perslerden Büyük İskender'e, Roma'dan Bizans'a kadar pek çok medeniyet bu kıyılara hâkim olmak için mücadele etti. Strabon'un eserlerinde adı geçen Magarsus, dönemin önemli kültür ve kehanet merkezlerinden biri olarak da bilinmektedir.

Bugün Karataş Limanı, Akdeniz'in önemli balıkçılık merkezlerinden biridir. Bölgenin en büyük balıkçı filolarından birine ev sahipliği yapar ve Adana'nın deniz ürünleri ihtiyacının önemli bölümünü karşılar. Kısacası Adana; Çukurova'nın bereketini Akdeniz'in mavisiyle buluşturan, mutfağında levreğe, çipuraya ve barbuna da yer veren, deniz kültürüyle de zenginleşmiş bir kenttir.

Ancak Adana'nın denizle kurduğu ilişkinin en az bilinen yönü belki de tıp tarihidir. Yumurtalık, yalnızca önemli bir liman şehri değildi. Aynı zamanda antik dünyanın en saygın sağlık merkezlerinden birine ev sahipliği yapıyordu. Burada bulunan Asklepieion, Bergama ve Epidaurus ile birlikte antik çağın en önemli tedavi merkezlerinden biri kabul ediliyordu. İnsanlar Ayas'a yalnızca ticaret yapmak için değil; şifa bulmak için de geliyordu. Asklepios adına kurulan bu merkezde su tedavileri, bitkisel ilaçlar, rüya yorumları ve dönemin bilim anlayışına göre geliştirilen doğal tedavi yöntemleri uygulanıyordu.

Bu toprakların yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından biri de Anavarzalı Dioskorides’tir. Yaklaşık iki bin yıl önce kaleme aldığı De Materia Medica, yüzyıllar boyunca Avrupa ve İslam dünyasında temel tıp kaynağı olarak okutuldu. Bugün modern farmakolojinin temel eserlerinden biri kabul edilen bu çalışma, Çukurova'nın yalnızca tarımın değil, tıp tarihinin de merkezlerinden biri olduğunu göstermektedir.

Dikkat edilirse antik Ayas'ta üç büyük güç aynı noktada buluşuyordu: deniz ticareti, bilim ve sağlık. Liman ekonomiyi besliyor, Asklepieion insanlara şifa dağıtıyor, verimli Çukurova ise üretimiyle bu büyük döngüyü tamamlıyordu. Bu bütünlük, Akdeniz uygarlığının en güçlü örneklerinden biriydi.

Belki de bugüne kadar Adana'yı eksik anlattık. Çünkü Adana'yı yalnızca sıcak bir şehir olarak tanımlamak; onun denizini, limanlarını, balıkçılığını, ticaret tarihini ve insanlığa yön veren tıp mirasını görmezden gelmektir. Artık Adana'yı anlatırken yalnızca bereketli topraklarını değil; Akdeniz'e açılan kapısını, tarihî limanlarını, balıkçılık kültürünü, Asklepieion'u ve binlerce yıllık bilim mirasını da anlatmanın zamanı gelmiştir.

Bugün tarihe biraz daha dikkatle baktığımızda, Ayas'ın yalnızca geçmişin ihtişamını anlatan bir liman olmadığını görüyoruz. Aynı coğrafya yeniden Doğu Akdeniz'in en önemli lojistik merkezlerinden biri olmaya hazırlanıyor. Hayata geçirilmesi planlanan büyük liman yatırımları, binlerce yıl önce bu kıyılara kazandırılan ticaret kimliğini yeniden canlandırma potansiyeli taşıyor.

Bu süreç yalnızca bir ulaşım veya lojistik meselesi değildir. Aynı zamanda Adana'nın tarihsel kimliğinin yeniden keşfedilmesidir. Bu noktada Adana Ticaret Odası, Adana Sanayi Odası, Adana Organize Sanayi Bölgesi ve Adana Ticaret Borsası gibi kentin ekonomik hafızasını ve üretim gücünü temsil eden kurumlara önemli görevler düşmektedir. Geçmişte Akdeniz ticaretinin yıldızlarından biri olan Ayas'ın hikâyesi, bugün ortak bir vizyonla geleceğe taşınabilir.

Belki de yeniden hatırlamamız gereken gerçek şudur: Adana'nın gücü yalnızca bereketli ovasından gelmedi. Bu güç; Çukurova'nın üretimi, Ayas'ın ticareti ve Asklepieion'un bilgeliğinin birleşmesinden doğdu.

Eğer bu tarih doğru okunur ve doğru anlatılırsa, Adana yalnızca geçmişiyle övünen bir şehir olmayacak; deniziyle, limanlarıyla, bilimiyle ve üretim gücüyle geleceği de şekillendiren bir Akdeniz kenti olacaktır.

Çünkü Adana'nın denizi yalnızca kıyılarında değil, hafızasında da vardır.