Bir kentin gelişmişliğini yalnızca yükselen binalarından, büyüyen şirketlerinden ya da artan ekonomik göstergelerinden okumak mümkün değildir. Bir kentin gerçek gelişmişliği; kadınların, gençlerin, çocukların, dezavantajlı grupların ve toplumun farklı kesimlerinin yaşamın her alanına ne ölçüde katılabildiğiyle de ilgilidir. Çünkü kalkınma yalnızca ekonomik bir kavram değildir. Kalkınma aynı zamanda kültürel, sosyal ve insani bir dönüşümdür. Bu nedenle kadın girişimciliğini yalnızca “kadının iş kurması” olarak görmek, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırmak anlamına gelir.
Kadın girişimci; üreten, istihdam yaratan, ekonomik değer oluşturan kişinin ötesinde, çevresindeki toplumsal yapıyı da dönüştüren bir aktördür. Bir kadın kendi işini kurduğunda yalnızca kendi ekonomik bağımsızlığını güçlendirmez. Çoğu zaman ailesinin, çalışanlarının, çevresinin ve içinde bulunduğu toplumun geleceğine de dokunur. Başka kadınlara ve gençlere cesaret verir. Bir genç kıza ‘Ben de yapabilirim.’ dedirtir. Belki de kadın girişimciliğinin en önemli tarafı tam da burada başlar. Üstelik bütün bu toplumsal katkıların ötesinde, bir kadının kendi emeğinin karşılığını alması, ekonomik bağımsızlığını güçlendirmesi ve kendi hayatı üzerinde daha fazla söz sahibi olması da başlı başına bir başarıdır. Çünkü bir kadın yalnızca ailesine, çalışanlarına ya da topluma sağladığı katkılar nedeniyle değil; kendi emeği, yeteneği, iradesi ve başarısı nedeniyle de değerlidir.
1999 yılında Adana'da kurulan İŞKAD – İş Kadınları Derneği, Anadolu'da kadınların iş dünyasındaki varlığını güçlendirme hedefiyle yola çıkan önemli sivil toplum yapılarından biri. Bugün sektörlerinde başarılı 100 üyesiyle çalışmalarını sürdüren İŞKAD'ın kuruluşundan bu yana ortaya koyduğu yaklaşım, kadın girişimciliğini yalnızca ekonomik bir faaliyet olarak değil, toplumsal bir dönüşüm alanı olarak değerlendirmek bakımından dikkat çekici.
İş dünyasında kadının etkinliğini artırmak, girişimci kadınların sayısını çoğaltmak, kadınların karar mekanizmalarında daha fazla yer almasını sağlamak ve mevcut kadın girişimcileri güçlendirmek...
Bunların her biri ekonomik hedef gibi görünse de aslında doğrudan toplumun geleceğine ilişkindir. Çünkü karar masalarında kadınların olmadığı bir ekonomik yapı, toplumun yarısını eksik temsil eder.
Üretimde kadın vardır.
Eğitimde kadın vardır.
Kültürde, sanatta, bilimde, sağlıkta, iletişimde ve aile yaşamında kadın vardır.
Öyleyse ekonomik kararların, kent yönetiminin ve geleceğe ilişkin politikaların oluşturulduğu masalarda da kadınların güçlü biçimde bulunması gerekir. Tam da burada Adana'ya dönüp kendimize biraz daha zor sorular sormamız gerekiyor.
Adana Ticaret Odası ve Adana Sanayi Odası'nın karar organlarında kaç kadın var?
Adana'daki belediye meclislerinde kadınların temsil oranı nedir?
Ve belki de en temel soru: Kadınların nüfus içindeki varlığı ile karar mekanizmalarındaki varlığı arasındaki bu büyük farkı neden hâlâ normal kabul ediyoruz?
Rakamlar bize çoğu zaman yalnızca bir tabloyu gösterir. Oysa o tablonun arkasında çok daha önemli bir toplumsal gerçeklik vardır. Kadınların karar mekanizmalarındaki temsilinin nüfus içindeki varlıklarıyla kıyaslandığında belirgin biçimde düşük kaldığı durumlarda, meseleyi yalnızca kadınların yeterince aday olmaması ya da siyasete ve iş dünyasına yeterince ilgi göstermemesi üzerinden değerlendiremeyiz. Kadınların karar alma süreçlerine eşit ve etkin biçimde katılımını etkileyen ekonomik, sosyal, kültürel ve kurumsal koşulları da birlikte değerlendirmek; gerektiğinde sistemin kendisini sorgulamak zorundayız.
Kadınlar neden karar masalarına yeterince ulaşamıyor?
Kadın girişimci neden ekonomik olarak başarılı olduğu halde temsil mekanizmalarında aynı oranda görünür olamıyor?
Bir kadın şirketini büyütebiliyor, onlarca kişiye istihdam sağlayabiliyor, milyonlarca liralık ticari faaliyet gerçekleştirebiliyor; ancak kentin ekonomik geleceğinin konuşulduğu bir mecliste neden aynı ölçüde yer alamıyor?
İşte kadın girişimciliği meselesinin asıl önemli tarafı burada başlıyor. Mesele yalnızca kadınların iş kurması değildir. Mesele, kadınların kurdukları işlerin, ürettikleri değerin ve sahip oldukları deneyimin karar mekanizmalarına da yansımasıdır. Çünkü temsil edilmek yalnızca bir koltukta oturmak değildir. Temsil edilmek; söz söylemek, öneri geliştirmek, karar almak, bütçeleri ve politikaları etkileyebilmek, kentin geleceğinde söz sahibi olabilmektir.
Girişimcilik Bir Cesaret Meselesidir
Kadın girişimciliği konuşulurken çoğu zaman sermayeden, finansmana erişimden, teşviklerden, eğitimden ve pazar olanaklarından söz ediyoruz. Bunların hepsi elbette önemlidir. Ancak girişimciliğin bir de görünmeyen tarafı vardır: Cesaret. Bir işe başlamak, risk almak, başarısızlık ihtimalini göze almak, yeniden denemek ve bütün bunları yaparken toplumsal önyargılarla mücadele etmek...
Kadın girişimciler, ekonomik risklerin yanı sıra, toplumsal ve kültürel koşullardan kaynaklanabilen çeşitli engellerle de karşılaşabilmektedir. Bu nedenle kadın girişimciyi desteklemek yalnızca kredi vermek ya da bir iş fikrine yatırım yapmak değildir. O kadının görünürlüğünü artırmak, deneyimini paylaşabileceği alanlar oluşturmak, ona mentorluk sağlamak, başarı hikâyesini görünür kılmak ve başka kadınlara örnek olmasını sağlamak da girişimcilik ekosisteminin bir parçasıdır. Bir kadının başarısı, başka bir kadının başlangıç noktası olabilir.
“İŞKAD Kadın Girişimci Ödülleri 2026” da bu açıdan yalnızca bir ödül organizasyonu olarak değerlendirilmemeli.
1 Temmuz–15 Ağustos 2026 tarihleri arasında başvuruları alınacak olan programda, 15–25 Ağustos tarihleri arasında ön değerlendirme, 25 Ağustos–15 Eylül tarihleri arasında ise jüri değerlendirmesi gerçekleştirilecek. Ödül töreni ise 3 Kasım 2026 tarihinde yapılacak.
Bir ödülün maddi veya sembolik değerinden daha önemli olan, kimi zaman onun yarattığı görünürlüktür. Çünkü toplumun başarı hikâyelerine ihtiyacı vardır. Özellikle genç kadınların önlerinde görebilecekleri rol modellere ihtiyacı vardır.
“Bu kentte bir kadın bunu başardı.”
“Bu sektörde bir kadın şirket kurdu.”
“Bu kadın istihdam yarattı.”
“Bu kadın kendi hikâyesini yazdı.”
Bu cümlelerin her biri, başka bir kadının hayatında bir başlangıç noktası olabilir. Dolayısıyla kadın girişimci ödülleri yalnızca geçmişteki başarıları taçlandırmamalı; geleceğin girişimcilerine de yol göstermelidir.
Bununla birlikte başarı yalnızca ciro değildir. Burada belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bir kadın girişimcinin başarısını yalnızca şirketinin cirosuyla mı ölçmeliyiz?
Elbette ekonomik başarı önemlidir. Fakat bir işletmenin kaç kişiye istihdam sağladığı kadar, o işletmenin çalışanlarına nasıl bir çalışma kültürü sunduğu da önemlidir. Bir şirketin ne kadar büyüdüğü kadar, bulunduğu topluma ne kattığı da önemlidir. Kadının girişimciliğini değerlendirirken ekonomik göstergelerin yanında sosyal ve kültürel etkiyi de konuşmalıyız. Çünkü gerçek başarı; yalnızca para kazanmak değil, değer üretmektir. Bir kadın başka kadınlara istihdam sağlıyorsa, gençlere fırsat yaratıyorsa, eğitime destek veriyorsa, kültür ve sanata katkı sunuyorsa, çevresine duyarlı bir üretim modeli oluşturuyorsa, toplumsal bir sorunun çözümüne katkıda bulunuyorsa, orada girişimcilik ekonomik sınırlarını aşmış, sosyal sorumluluğa dönüşmüş demektir.
Adana'nın kadın girişimciliği açısından önemli bir potansiyeli bulunuyor. Ticaretin, üretimin, tarımın, sanayinin, kültürün ve girişimciliğin iç içe geçtiği bu kentte kadınların ekonomik yaşamda daha görünür hale gelmesi, Adana'nın geleceği açısından da önemli bir fırsat. Ancak burada yalnızca kadınları girişimci olmaya teşvik etmek yeterli değildir. Kentte kadın girişimcilerin birbirleriyle dayanışma kurabileceği, bilgi ve deneyim paylaşabileceği, üniversitelerle buluşabileceği, kamu ve özel sektörle ortak projeler geliştirebileceği, kültür ve sanat dünyasıyla bağ kurabileceği, genç kadınlara mentorluk yapabileceği bir ekosistem oluşturmak gerekir. Çünkü girişimcilik yalnızca bireysel başarılarla büyümez. Ekosistemle büyür. Sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri, üniversiteler, yerel yönetimler, özel sektör ve kamu kurumları aynı hedef etrafında buluştuğunda ortaya çok daha güçlü bir toplumsal sonuç çıkabilir.
Belki de artık kadın girişimciliğine bakışımızı biraz değiştirmeliyiz. Kadınların ekonomik hayata katılımını yalnızca kadınların çözmesi gereken bir mesele olarak görmemeliyiz. Bu, toplumun tamamının sorumluluğudur. Bir kadın iş kurduğunda, onun önündeki engelleri azaltmak ve fırsat eşitliğini güçlendirmek toplumun ortak sorumluluğudur. Bir kadın büyüdüğünde, onun başarısını yalnızca bireysel bir kazanım olarak değil, birlikte büyümeyi mümkün kılan bir değer olarak görmek gerekir. Bir kadın başarılı olduğunda başarı hikâyesini görünür kılmak gerekir. Çünkü kadınların ekonomik özgürlüğü, toplumsal özgürlükle; ekonomik bağımsızlığı, sosyal güçlenmeyle; iş hayatındaki görünürlüğü ise toplumun geleceğiyle doğrudan ilişkilidir.
İŞKAD'ın misyonunda yer alan çağdaş uygarlık hedefi, insan hakları, demokrasi, düşünce ve inanç özgürlüğü ve sivil toplum anlayışı da aslında bu geniş perspektifin bir parçasıdır. Kadınların üretimden karar mekanizmalarına kadar hayatın her alanındaki varlığını güçlendirmek yalnızca ekonomik bir hedef değildir. Kadını hayatın merkezine, karar mekanizmalarına ve geleceğin tasarımına dâhil etmektir.
3 Kasım 2026'da gerçekleştirilecek İŞKAD Kadın Girişimci Ödülleri'nin de bu nedenle yalnızca bir ödül gecesi olarak kalmaması gerektiğine inanıyorum. O gece sahneye çıkacak her kadın, aslında kendi hikâyesinden daha büyük bir hikâyenin parçası olacak. Çünkü bir kadının başarısı, başka kadınlara açılan bir kapıdır. O kapıdan geçenlerin sayısı arttıkça toplum değişir. Toplum değiştikçe kent değişir. Kent değiştikçe ülke değişir. Ve belki de gerçek kalkınma tam burada başlar: İnsanı merkeze alan, kadını güçlendiren, girişimciliği teşvik eden, kültürü ve sosyal sorumluluğu ekonomik yaşamın ayrılmaz bir parçası haline getiren bir anlayışta...
Kadın girişimci yalnızca bir işletmenin sahibi değildir. O; üreten, dönüştüren, cesaret veren, istihdam yaratan, rol model olan ve yaşadığı topluma değer katan bir değişim öncüsüdür. Bu nedenle kadın girişimciliğine yapılan her yatırım, aslında toplumun geleceğine yapılan yatırımdır.
Ve bir kadının başarı hikâyesi, yalnızca onun hikâyesi değildir. Bazen bir toplumun geleceğine yazılmış ilk cümledir.