Bazı şehirler yılda bir kez festival düzenler.

Bazı şehirler ise festivalle yaşar.

Adana, işte ikinci gruptadır.

Eskiden bu kent denildiğinde akla ilk gelenler; bereketli Çukurova, pamuk tarlaları, Seyhan Nehri, kebabı ve kavurucu sıcağı olurdu. Bugün ise bunlara çok daha güçlü bir kimlik eklendi: Festival şehri Adana.

Yılın takvimine şöyle bir göz atın…

Mart ve nisan aylarında Sabancı Uluslararası Tiyatro Festivali perdelerini açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen tiyatro toplulukları, salonlardan meydanlara kadar uzanan gösterilerle Adana'yı bir sahneye dönüştürüyor. Ardından Türkiye'nin ilk ve tek sokak karnavalı olan Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı geliyor. Milyonlarca insan aynı caddelerde buluşuyor, müzik dinliyor, dans ediyor ve baharın gelişini kutluyor. Artık bu büyük organizasyon, Türkiye Kültür Yolu Festivali ile bütünleşerek yalnızca Adana'nın değil, Türkiye'nin kültür takviminin de en önemli başlangıç noktalarından biri hâline geldi.

İlkbaharın coşkusu bitmeden şehir bu kez sergilere, konserlere, opera ve baleye, fotoğraf etkinliklerine, söyleşilere ve atölyelere ev sahipliği yapıyor. Adana Müze Kompleksi, Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi, Devlet ve Şehir Tiyatroları, Yaşar Kemal Kültür Merkezi, Seyhan Çırçır Sanat Merkezi ve galeriler yıl boyunca sanatın farklı dallarını vatandaşlarla buluşturuyor.

Sonbahara gelindiğinde Türkiye sinemasının en köklü organizasyonlarından biri olan Uluslararası Altın Koza Film Festivali başlıyor. Yarım asrı aşan geçmişiyle Altın Koza yalnızca ödül dağıtan bir festival değil; Türk sinemasının belleğini oluşturan, genç yönetmenlere yol açan ve uluslararası sinema dünyasını Adana'da buluşturan büyük bir kültür platformudur. Fotoğraf sergileri, söyleşiler, konserler ve yan etkinlikleriyle kent günlerce sinemanın ritmiyle yaşar.

Hemen ardından Uluslararası Adana Lezzet Festivali gelir. Dünyanın sayılı gastronomi buluşmalarından biri hâline gelen festival, Adana kebabını merkeze alırken kentin zengin mutfak kültürünü ulusal ve uluslararası ziyaretçilerle buluşturmaktadır. Festival, yalnızca gastronomiyi değil, Adana'nın kültürel kimliğini, turizm potansiyelini ve ekonomik hareketliliğini de güçlendiren önemli bir organizasyon olarak öne çıkmaktadır. Günümüzde gastronomi, yalnızca damak tadını değil; şehirlerin tanıtımını, kültürel diplomasiyi ve sürdürülebilir turizm anlayışını destekleyen stratejik bir değer hâline gelmiştir.

Ancak Adana'nın zenginliği bunlarla sınırlı değildir. Çukurova Kitap Fuarı her yıl binlerce okuru yazarlarla buluşturuyor. Üniversitelerin bilim, teknoloji ve sanat festivalleri gençleri üretime teşvik ediyor. Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası ve uluslararası oda müziği konserleri klasik müzik tutkunlarını ağırlıyor. Devlet ve Adana Şehir Tiyatroları sezon boyunca perde açıyor. Opera ve bale temsilleri sanatseverlerle buluşuyor. Yaşar Kemal Sanat Günleri, Fotoğraf festivalleri, "13 Kare" gibi fotoğraf günleri ve yarışmaları, bağımsız sergiler, edebiyat söyleşileri, çocuk festivalleri, açık hava konserleri ve belediyelerin kültür sanat etkinlikleri yılın hemen her ayında devam ediyor. İlçelerde düzenlenen Kozan Portakal Çiçeği Festivali, Kocaoğlan Kültür ve Sanat Haftası, zeytin ve karpuz festivalleri ve yerel şenlikler ise bu kültürel hareketliliği yalnızca kent merkezinde bırakmayıp tüm Adana'ya yayıyor.

Bugün birçok şehir tek bir organizasyonla anılır.

Adana ise sinemada Altın Koza'dır.

Tiyatroda Sabancı ve Şehir Festivali'dir.

Gastronomide Lezzet Festivali'dir.

Sokakta Portakal Çiçeği Karnavalı'dır.

Kültürde Türkiye Kültür Yolu'nun başlangıç noktasıdır.

Kitapta Çukurova Kitap Fuarı'dır.

Fotoğrafta ulusal ve uluslararası etkinliklerin buluşma merkezidir.

Belki de artık Adana'yı yeniden tanımlamanın zamanı gelmiştir. Çünkü bu şehir yalnızca festivallere ev sahipliği yapmıyor. Festivaller, bu şehrin yaşam biçimine dönüşmüş durumda. Kent ekonomisini canlandırıyor, turizmi büyütüyor, sanatçıyı destekliyor, gençlere ilham veriyor ve en önemlisi; insanları aynı sokakta, aynı salonda, aynı sofrada buluşturuyor.

Bence Adana'nın yeni sloganı uzun uzun anlatılacak kadar karmaşık değil.

Tek cümle yeter: “Adana, yılın 365 günü kültürün, sanatın ve yaşamın festivalidir.”