Bazı şehirler vardır; insan onları sever.
Bazı şehirler vardır; insan onlarla yaşar.
Bir de Adana gibi şehirler vardır ki insan, nereye giderse gitsin onları içinde taşır.
Evet...
Adana sıcaktır.
Hem güneşiyle...
Hem toprağıyla...
Hem insanıyla...
Şairin dediği gibi; "Sıcağında sabır taşları çatlar, çatlamaz ırgadın yüreği." Belki de bu yüzden bu şehirden ne kadar uzaklaşsam da üçüncü gün yeniden dönmek isterim. Çünkü insan, aidiyetini geride bırakamaz.
Yıllar önce elimde kalınca bir dosyayla bir milletvekilinin karşısına çıkmıştım. Dosyanın içinde şikâyet yoktu.
Hayal vardı.
İtiraz yoktu.
Öneri vardı.
O dosyanın her sayfasında Adana'nın farklı bir yüzü bulunuyordu.
Kuzeyi...
Güneyi...
Doğusu...
Batısı...
Aslında anlatmaya çalıştığım tek şey şuydu: “Adana, sahip olduğu zenginliğin henüz tamamını keşfedebilmiş bir şehir değildir.”
Bugün hâlâ aynı düşüncedeyim. Feke'nin dağlarında doğa sporları yapılabilir. Pozantı'nın serinliği dört mevsim değerlendirilebilir. Tekir ve Kızıldağ yalnızca yazın gidilen yaylalar değil, yılın her döneminde yaşayan turizm merkezleri olabilir. Karataş ve Yumurtalık sadece denize girilen kıyılar değil; doğa, kuş gözlemciliği, su sporları ve ekoturizm açısından Doğu Akdeniz'in önemli duraklarından biri hâline gelebilir. Tarsus sınırında yer alan Karabucak ormanları, lagünleri ve deltaları dünyanın birçok ülkesinin sahip olmak isteyeceği doğal miraslardır. Yeter ki onları doğru okuyabilelim.
Bir şehrin zenginliği yalnızca fabrikalarıyla ölçülmez.
Üniversiteleriyle...
Müzeleriyle...
Sokaklarıyla...
Sanatıyla...
Sporuyla...
Mutfağıyla da ölçülür.
Bugün dünyanın birçok ülkesi sağlık turizmiyle büyüyor.
Adana ise güçlü sağlık altyapısı, üniversiteleri ve yetişmiş insan kaynağıyla bu alanda çok daha büyük bir potansiyel taşıyor. Aynı şekilde kongre ve fuar turizmi de yalnızca büyük şehirlerin ayrıcalığı değildir. Üreten bir kent olan Adana, tarımıyla, sanayisiyle ve ticaretiyle ulusal ve uluslararası organizasyonların doğal buluşma noktası olabilir.
Spor da bir turizmdir. Bir futbol maçı yalnızca doksan dakika değildir.
Otellerdir...
Restoranlardır...
Esnaftır...
Taksicidir...
Küçük işletmelerdir...
Şehre gelen her misafir, ekonomiye yeni bir nefes demektir.
Aynı durum kültür ve sanat etkinlikleri için de geçerlidir.
Bir konser...
Bir festival...
Bir fotoğraf sergisi...
Bir tiyatro oyunu...
Hepsi şehrin ruhunu besleyen damarlardır.
Adana'nın en büyük hazinelerinden biri mutfağıdır. Çünkü gastronomi yalnızca karın doyurmaz; hafıza oluşturur. Bir kente gelen insan önce şunu sorar: "Burada ne yenir?". İşte o soru, turizmin başladığı ilk adımdır.
Kebabı...
Şalgamı...
Bici biciyi...
Yüksüğü...
Analı kızlısı...
Karakuş tatlısı...
Her biri bu kentin kültürel hafızasının yaşayan parçalarıdır. Bu değerleri korumak, yalnızca ustaların değil; bütün şehrin görevidir.
Portakal Çiçeği Karnavalı bunun en güzel örneklerinden biridir. Bir fikir, doğru bir ekip ve ortak bir heyecanla milyonlarca insanı aynı şehirde buluşturabileceğini göstermiştir. Demek ki bazen büyük yatırımlardan önce büyük hayaller gerekir. Çünkü şehirleri değiştiren önce binalar değil, fikirlerdir.
Adana'nın tarihi de geleceği kadar zengindir. Binlerce yıllık medeniyetlerin izleri bu toprakların altında ve üstünde yaşamaya devam ediyor. Ancak tarih, yalnızca müzelerde sergilenen eserlerden ibaret değildir.
Yaşayan sokaklar...
Korunan yapılar...
Anlatılan hikâyeler...
Hepsi kültürün bir parçasıdır.
Bir şehir geçmişini koruyabildiği kadar geleceğini inşa edebilir.
Yıllar önce hazırladığım o dosyada aslında tek bir cümle vardı.
Adı değişse de özü hiç değişmedi: “Adana, sahip olduğundan çok daha fazlasını hak ediyor.”
Bugün aradan yıllar geçti. Bazı hayaller gerçekleşti. Bazıları yarım kaldı. Bazıları hâlâ bizi bekliyor. Ama ben hâlâ aynı umudu taşıyorum. Çünkü şehirleri yalnızca yöneticiler değiştirmez. O şehirde yaşayan insanlar değiştirir. Bir gün bu kentin bütün potansiyeline inanacak insanlar çoğaldığında, Adana yalnızca sıcaklığıyla değil; kültürüyle, sanatıyla, turizmiyle, üretimiyle ve yaşam kalitesiyle de anılan örnek şehirlerden biri olacaktır.
Benim bu şehre olan inancım ilk günkü kadar güçlü. Çünkü bazı şehirler sevilir. Adana ise sevilmekten öte, uğruna hayal kurulan şehirlerden biridir.