İnsanlık tarihi boyunca en büyük mücadelelerden biri, kişilere bağlılık ile ilkelere bağlılık arasındaki mücadele olmuştur. Neden insanlar birini seçmek zorunda hisseder? Daha da önemlisi, neden bazı insanlar seçilmek için başkalarının iradesini kendi etraflarında toplamaya çalışır? Bir kişinin doğrusu, gerçekten herkesin doğrusu olmak zorunda mıdır?

Sokrates, sorgulanmamış bir hayatın yaşanmaya değer olmadığını söyler. Çünkü hakikat, çoğunluğun alkışında değil; aklın, vicdanın ve sorgulamanın içindedir. Kant ise insanın kendi aklını kullanma cesaretini göstermesini, özgürlüğün temel şartı olarak görür. İşte bu yüzden bilimin, kültürün ve sanatın yeşerdiği toplumlarda biat değil, muhakeme vardır. Körü körüne bağlılık değil, ilkeler etrafında oluşan ortak akıl vardır.

Ne var ki insan bazen en büyük hayal kırıklığını karşısındaki rakipten değil, aynı safta yürüdüğünü düşündüğü insanlardan yaşar. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Niccolò Machiavelli'nin de işaret ettiği gibi, iktidar mücadelelerinde dostluklar ve düşmanlıklar çoğu zaman ilkelere göre değil, çıkarlara göre şekillenir. Dün birbirine karşı duranların bugün aynı safta yer alması şaşırtıcı değildir. Asıl sorgulanması gereken, bu değişimin hangi değer üzerine kurulduğudur.

Benim için mesele hiçbir zaman kişiler olmadı; ilkeler oldu. Bu nedenle yıllardır aynı sözü söylüyorum: Benimle ilgili bir şey duyarsanız, başkasına değil bana sorun. Çünkü dedikodu, hakikatin değil; belirsizliğin ürünüdür. Konuşmak yerine konuşulanı büyütmek, güveni zedeler; güvenin zedelendiği yerde ise birlikten söz edilemez.

Bazen insan ne kadar dik durursa dursun, kaleler dışarıdan değil içeriden yıkılır. En sağlam surları bile dışarıdaki düşman değil, içeride açılan kapılar çökertir. Dün düşman görülenlerin bugün dost, dün omuz omuza yürüyenlerin bugün birbirine mesafeli hâle gelmesi, siyasetin ve örgütlü yapıların acı gerçeklerinden biridir. Ancak bu durum, ilkelerinden vazgeçenleri haklı çıkarmaz; tam tersine, ilkelere sadık kalmanın değerini daha da artırır.

Aristoteles'in dediği gibi, erdem; şartlar değiştiğinde değil, insanın karakteri sınandığında ortaya çıkar. Bugün de ihtiyaç duyduğumuz şey, kişilere göre saf değiştirmek değil; ortak aklı, emeği, vefayı ve hakkaniyeti koruyabilmektir.

Çünkü insanlar gelir geçer; makamlar değişir; dostluklar sınanır. Fakat ilkelere sadakat, insanın geride bıraktığı en kıymetli mirastır. Gerçek duruş da tam burada başlar.