Yeni eğitim-öğretim yılı başladı. Milyonlarca öğrencimiz yeniden okullarına, öğretmenlerine ve arkadaşlarına kavuştu. Her yeni eğitim yılının başlangıcı, çocuklarımızın geleceğine dair umutlarımızı tazelerken, aynı zamanda eğitim sistemimizin çözmesi gereken sorunları da yeniden önümüze koyuyor. Çünkü eğitim yalnızca ders kitaplarından, sınavlardan ve sınıflardan ibaret değil, bir ülkenin geleceğini şekillendiren en önemli meselelerden biri.
Bugün gazetemizin 6. sayfasında eğitim giderlerine ilişkin önemli bir haberimiz var. Bu haberi okurken yalnızca artan okul masraflarını değil, çok daha büyük bir soruyu düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Ailelerin ekonomik gücü, çocukların eğitim hayatını ve dolayısıyla geleceğini ne ölçüde belirliyor?
Çünkü bir çocuğun daha iyi eğitim alabilmesi, ailesinin özel ders aldırabilmesine, daha fazla eğitim materyali satın alabilmesine veya ekonomik olarak daha iyi imkanlar sunabilmesine bağlı olmamalı. Çocukların doğdukları aileyi seçme şansı yok. O halde doğdukları evin ekonomik şartları, onların hayallerine ulaşmalarının önüne neden bir sınır olarak çıksın?
Hiçbir çocuğun geleceği ailesinin cüzdanına sıkışmamalı. Tam da bu nedenle devletin en önemli görevlerinden biri, her çocuğa ailesinin gelirine bakmaksızın nitelikli, güvenli ve çağın gereklerine uygun eğitim imkânı sağlamaktır. Ancak fırsat eşitliği yalnızca okul sıralarında başlayan bir mesele de değildir. Çocuğun kendisini güvende hissettiği, öğretmenine saygı duyduğu ve öğretmeninden destek gördüğü bir eğitim ortamı da bu eşitliğin önemli bir parçasıdır.
Bu noktada öğretmenlik mesleğinin itibarını ayrıca konuşmak gerekiyor. Bizim çocukluğumuzda öğretmene karşı saygısızlık olarak görülen bazı davranışların bugün sıradanlaştırıldığını üzülerek görüyoruz. Oysa öğretmen, yalnızca müfredatı aktaran kişi değildir. Onun en büyük eseri, geleceğin insanını yetiştirmektir. Bu nedenle öğretmenlerimizin özlük hakları, çalışma şartları ve mesleki gelişim imkanları güçlendirilmelidir.
Elbette çocuklarımızı yalnızca akademik başarıya hazırlamak da yeterli değil. Uyuşturucu ve bağımlılıkla, şiddetle, akran zorbalığıyla ve kötü alışkanlıklarla mücadele de eğitimin ayrılmaz bir parçası olmalı. Emniyet güçlerimizin bu alanlardaki çalışmalarını takdirle karşılıyorum. Çünkü güvenli olmayan bir okul ortamında verilen eğitimin, çocuğun gelişimine tam anlamıyla katkı sunması mümkün değil.
Bunun yanında çocuklarımızın bilim, teknoloji, sanat ve sporla buluşması kadar mesleki eğitimin güçlendirilmesi de büyük önem taşıyor. Bugün sanayimizde nitelikli teknik eleman bulmakta zorlanıyorsak, meslek liselerinin geleceğini yeniden düşünmek zorundayız. Türkiye'nin üretim gücünü artıracak gençleri yetiştirmek, eğitim politikalarının temel hedeflerinden biri olmalı.
Sonuçta bütün bu başlıklar aynı noktada birleşiyor. Bir çocuğun geleceği, ailesinin ekonomik durumuyla değil, yeteneği, emeği, hayalleri ve kendisine sunulan fırsatlarla şekillenmeli. Çünkü eğitimde gerçek fırsat eşitliği sağlandığında yalnızca çocukların değil, Türkiye'nin geleceği de güçlenir.