Vekil misiniz, yoksa kendinizi asıl belediye başkanı mı sanıyorsunuz?

Adana’da son dönemde yaşananlar bana bir gerçeği yeniden düşündürüyor: Makamın ağırlığı mı insanı değiştiriyor, yoksa insan mı oturduğu koltuğun ağırlığını taşıyamıyor?

Türkiye genelinde olduğu gibi Adana’da da Büyükşehir, Yüreğir, Seyhan ve Çukurova belediyelerinde belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasının ardından yönetim, başkan vekillerine geçti.

Buraya kadar hukuki bir süreçten söz ediyoruz. Ancak sonrasında yaşanan görüntüler, insanın ister istemez kaşlarını kaldırmasına neden oluyor.

Benim bildiğim belediye başkan vekilliği, bir emaneti teslim almaktır. Asıl belediye başkanının görevden uzaklaştırılmasıyla ortaya çıkan boşluğu doldurmak, belediyenin hizmetlerini aksatmadan sürdürmek ve kurumsal işleyişi korumaktır.

Peki, gördüğümüz manzara ne?

Sanki belediye başkanı görevden uzaklaştırılmamış, belediyeye yeni ve kalıcı bir başkan seçilmiş!

Şehrin dört bir yanında vekillerin fotoğraflarının bulunduğu afişler, tanıtım çalışmaları, ziyaretler, kucaklaşmalar, bol bol vaatler...

Bir de işin protokol tarafı var!

Çakarlı araçlar, koruma orduları, kalabalık konvoylar... İnsan ister istemez soruyor: Bu makamın adı başkan vekilliği mi, yoksa yeni bir iktidar alanı mı?

Dahası, belediyelerin iç işleyişinde yaşanan değişiklikler de dikkat çekiyor. Başkan yardımcıları, müdürler, yönetim kadroları ve alınan kararlar...

Elbette vekil, görev ve yetkileri çerçevesinde belediyeyi yönetmek zorundadır. Ancak yönetmek başka, kendine yeni bir belediye düzeni kurmak bambaşka bir şeydir.

Vekillik, fırsat değil sorumluluktur!

Bir belediye başkanının görevden uzaklaştırılması, o koltuğun sahibinin siyasi ve idari geleceği hakkında kesin hüküm verildiği anlamına gelmez. Hukuki süreç devam eder. Dolayısıyla o koltuğa oturan kişinin de her şeyden önce bu gerçeği unutmaması gerekir.

Vekil dediğin, makamın sahibi gibi davranmaz. Emanetin bilincinde olur. Şehrin kaynaklarını kendi siyasi reklamının malzemesi haline getirmez. Geçici görevi kalıcı bir iktidar gösterisine dönüştürmez.

Çünkü o koltuk kimsenin şahsi mülkü değildir.

Belediye binasının duvarlarına kendi fotoğrafını asmakla, arkasına koruma dizmekle, çakarlı araçlarla dolaşmakla belediye başkanı olunmaz.

Asıl belediye başkanlığı, halkın güvenini kazanmakla olur.

Bir başka mesele de şu: Belediye başkan vekilleri, hizmet üretmek için mi bu kadar görünür olmak istiyor, yoksa kamuoyuna kendilerini yeni başkan olarak kabul ettirmek için mi?

Elbette hizmetin reklamı yapılabilir. Ancak hizmet ile kişisel reklam arasındaki çizgi iyi bilinmelidir.

Adana'nın bugün ihtiyacı olan şey yeni afişler, yeni fotoğraflar, yeni protokol görüntüleri değil. Sorunlarına çözüm üreten, kaynaklarını doğru kullanan, vatandaşın derdini dinleyen bir belediye yönetimidir.

Ben bu manzarayı izlerken şaşırıyorum.

Çünkü vekillik, koltuğu sahiplenme makamı değil, emanete sahip çıkma makamıdır.

Unutulmamalıdır ki bugün vekil olarak oturduğunuz koltuk, yarın yine başkasına emanet edilebilir.

Son sözüm şu:

Vekil, asıl başkanın yokluğunda belediyeyi yönetir; onun yerine tarih yazmaya kalkışmaz.

Çünkü emanet koltukta oturanın en büyük başarısı, koltuğu kendisine aitmiş gibi göstermek değil, emaneti hakkıyla koruyabilmektir.

Koltuk geçici, kamu emaneti kalıcıdır!