Dün odamda çok anlamlı, yüreğe dokunan bir buluşmaya ev sahipliği yaptım.

Peygamber Sevdalıları Vakfı Adana İl Koordinatörü Orhan Erkuş dostumuz ziyaretimize geldi. Elinde bir nezaket, dilinde samimi bir davet…

Her yıl büyük bir özveriyle organize ettikleri geleneksel Siyer Yarışması için kapımızı çaldı.

Şiar net, cümle kısa ama yükü ağır: "O’nu Oku, O’nu Yaşa."

Bugün dünyanın, coğrafyamızın ve sokaklarımızın en çok neye ihtiyacı var biliyor musunuz?

Yüksek binalara değil.

Son model teknolojilere değil.

Akıp giden ama ruhu teğet geçen kuru bilgiye hiç değil.

Bizim bugün adaleti kendi nefsinin önünde tutan, komşusu açken tok yatmaktan utanan, yetimin başını okşamayı dünyalara değişmeyen, herkesin kendisinden güvende olduğu o yüce ahlaka ihtiyacımız var.

İslam’ın zarafeti, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (S.A.V.) o eşsiz yaşamında gizli.

O ki, kendisine taş atanlara bile merhamet dileyen, amansız düşmanına dahi 'Emin' dedirten bir ahlak abidesiydi.

O’nu anlamak; vicdanı yeniden kuşanmaktır. O’nu yaşamak; kirlenen dünyada temiz kalabilme cesaretidir.

İşte tam da bu yüzden Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın yaptığı işi sadece bir "yarışma" olarak görmek büyük haksızlık olur. Bu, nesillerimizi O’nun rehberliğiyle buluşturan devasa bir ihya hareketidir.

Yarışma, ilkokul 4. sınıftan tutun da yetişkin yaş grubuna kadar toplumun her kesimini kapsıyor. Yediden yetmişe herkes aynı iklimde buluşuyor. Yüz yüze ve çoktan seçmeli formatta yapılacak sınavın ödülleri ise adeta bir teşvik şöleni:

    1. Kategori (4 ve 5. Sınıflar): 402 Ödül

    1. Kategori (6, 7 ve 8. Sınıflar): 602 Ödül

    1. Kategori (Lise Düzeyi): 4 Umre ve 150 Ödül

    1. Kategori (Yetişkinler): 6 Umre ve 150 Ödül

Üstelik tüm kategorilerde çekilecek kuralarla verilecek 40 gram altın, il ve okul bazlı özel hediyeler de cabası...

Ama işin özü ödül değil elbette.

En büyük ödül; O’nun hayatından bir cümleyi, bir sünneti evlerimize, kalplerimize taşıyabilmektir.

Çünkü dönüp etrafımıza baktığımızda tablo ortada...

Gençlerimiz dijital dünyanın sanal labirentlerinde yalnızlaşıyor.

Ekran bağımlılığı, kimlik bunalımları ve popüler kültürün dayattığı hırslar arasında yönünü kaybetme riskiyle yüzleşiyor.

Ailelerimiz ise iletişimsizliğin, samimiyetsizliğin ve günden güne yıpranan aidiyet duygularının kıskacında savruluyor.

İşte bizi bunalıma, yalnızlığa ve değerler erozyonuna sürükleyen bu büyük krizleri aşmanın yolu yabancı reçetelerde değil; kendi özümüzde, köklerimizde ve inancımızın rehberliğinde gizlidir.

Buradan tüm öğretmenlerimize, öğrencilerimize, velilerimize ve Adanalı hemşerilerimize sesleniyorum:

Gelin bu iyilik kervanına katılalım.

Çocuğumuzun elinden tutalım, O’nu okutalım, O’nla yaşatalım.

Bu yarışmaya katılmaları için teşvik edelim.

Amaç yarışma değil…

O’nu (sav) anma ve O’nu (sav) anlamadır.

Çünkü O’nu anlayan bir gençlik, aydınlık, güvenilir yarınların en büyük teminatıdır.