Mesleğimiz gereği hemen hemen bütün siyasi partilerin kapısından giriyoruz. Sağcısını da görüyoruz, solcusunu da… İl başkanlarını, ilçe başkanlarını, gençlik kollarını dinliyoruz.
Ama son dönemlerde öyle bir cümle var ki siyasetin gençlerinin diline sakız olmuş:
“Biz bedel ödedik!”
Yahu arkadaş, neyin bedelini ödedin?
Bir pankart mı astın? Bir mitingde slogan mı attın? Seçim zamanı üç gece uyumadın mı? Parti binasında sabahladın mı?
Bunların hangisi bedel?
Siz bedel görmemişsiniz!
Bedel dediğin, 12 Eylül'ün karanlık günlerinde dar ağacına yürüyen gençlerin ödediğidir!
Bedel dediğin, sağcı diye de solcu diye de zindanlara atılan, işkence gören, gençliğini dört duvar arasında bırakan insanların yaşadığıdır!
Bedel dediğin, evladının yolunu gözlerken saçlarına ak düşen anaların, oğlunun tabutuna sarılan babaların çektiği acıdır!
Bir düşünün bakalım…
Bu ülkede hangi ailenin geçmişinde 12 Eylül'ün acısı yok?
Ya babası çekmiştir, ya annesi… Ya amcası, ya dayısı, ya halası, ya teyzesi…
Mutlaka bir yerlerde o karanlık dönemin yarasını taşıyan birileri vardır.
Ama bugün ne görüyoruz?
DAR AĞACINDA ASILMAKLA, ELEKTRİK DİREĞİNE PANKART ASMAYI KARIŞTIRAN BİR SİYASİ GENÇLİK!
Daha dün gençlik kollarına kaydolmuş, bugün belediyede koltuk hesabına başlamış!
Birinin aklında belediyede iş bulmak var.
Diğerinin aklında ihale var.
Bir başkası belediyenin imkânlarından nasıl yararlanacağını hesaplıyor.
İstediğini alamayınca da başlıyor aynı türkü:
“Biz bedel ödedik, hakkımız yeniyor!”
Ne hakkı kardeşim?
Partiye üye oldun diye belediyenin kasasına ortak mı oldun?
Seçim otobüsünün üzerinde gezdin diye belediyeden ihale alma hakkı mı kazandın?
Üç pankart astın diye sana müdürlük mü verecekler?
Slogan attın diye belediyenin kapısına hesap kesmeye mi geldin?
SİYASETİ MÜCADELE DEĞİL, YATIRIM ARACI GÖRENLERDEN BU ÜLKEYE NE HAYIR GELİR?
Bakın gençler!
Siyaset yapmak elbette emektir. Sokakta çalışmak, seçmenle buluşmak, sandık beklemek değerlidir. Ama bu emek, kamu kaynaklarından kişisel pay istemenin gerekçesi olamaz!
Gerçekten bedel ödeyen insanlar vardı bu memlekette.
Sağcıydı, solcuydu, ülkücüydü, devrimciydi…
Kimisi darağacına gitti, kimisi zindana düştü, kimisi hayatının en güzel yıllarını kaybetti.
Onların yaşadığı acılar üzerinden kendinize siyasi kahramanlık madalyası çıkarmayın!
Hele hele o insanların hatırasını belediyede iş, makam ve ihale pazarlığının malzemesi hiç yapmayın!
DÜNÜN GENÇLERİ İDEALLERİ UĞRUNA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KAYBETTİ, BUGÜNÜN BAZI GENÇLERİ İHALE UĞRUNA İDEALLERİNİ KAYBEDİYOR!
İşte asıl acı olan budur!
Elbette bütün gençleri aynı kefeye koymuyorum. Gerçekten inandığı değerler uğruna, hiçbir karşılık beklemeden mücadele eden gençlerimiz de var. Onların emeğine saygım sonsuz.
Ama siyaseti belediyeye kapağı atmanın merdiveni olarak görenlere de iki çift sözüm var:
SİYASET SİZE BELEDİYENİN TAPUSUNU VERMİYOR!
Partinizin başarısı sizin kişisel ganimetiniz değildir!
Ve son olarak…
Bir daha çıkıp da her fırsatta “Biz bedel ödedik!” diye konuşmadan önce 12 Eylül'ü okuyun.
Dar ağacına gidenleri öğrenin.
Zindanlarda gençliğini bırakanları dinleyin.
O insanların annelerinin gözyaşlarını düşünün.
Ondan sonra çıkın, ödediğiniz bedeli anlatın!
Yoksa üç pankart asıp belediyeden ihale bekleyenlerin “Bedel ödedik!” masalına vereceğimiz cevap bellidir:
BEDEL Mİ ÖDEDİNİZ?
GELİN KÜLAHIMA ANLATIN!