Adana Büyükşehir Belediyesi’nde daire başkanlıklarında değişiklikler olmuş.
Normal.
Belediyelerde koltuk değişir, müdür değişir, daire başkanı değişir…
Bazen sadece kapının üzerindeki tabela değişir.
Ama bu kez tabela değişirken benim gözler de değişti.
Bir baktım…
Daha önce muhtarlardan sorumlu görevlerde bulunan İbrahim Hakverdi, basından sorumlu daire başkanı olmuş.
Bir dakika!
Ben bir şeyi mi kaçırdım?
Yanlış anlaşılmasın.
İbrahim Hakverdi iyi insan olabilir.
Hatta çok iyi insan olabilir.
Mahallede herkesin yardımına koşuyor olabilir.
Düğünde takısını takıyor, cenazede sandalye taşıyor, apartmanda aidatını gününde yatırıyor da olabilir.
Ben insanlığını tartışmıyorum.
Benim merak ettiğim şu:
Gazetecilik nerede?
Meğer biz İbrahim Hakverdi’nin basın geçmişini bilmiyormuşuz!
Belki adam gazeteciliğe bizden yıllar önce başlamış.
Belki Sedat Simavi ilk gazeteyi çıkarırken:
“İbrahim, şu manşete bir bak bakalım…”
diye Hakverdi’ye danışıyordu.
Hatta biraz daha araştırırsak eski fotoğraflardan birinde Sedat Simavi’nin yanında İbrahim Bey’i görürsek şaşırmayacağım.
Belki matbaada kurşun harfleri beraber dizdiler.
Belki de Türk basın tarihinin kayıp sayfalarında şu cümle yazıyor:
“Sedat Simavi, gazeteciliğin temel prensiplerini yakın dostu İbrahim Hakverdi ile değerlendirdi.”
Bizim haberimiz yok!
Vallahi gazetecilik tarihini baştan okumamız gerekiyor.
Şaka bir yana…
Basından sorumlu bir görevden bahsediyoruz.
Yani karşınıza gazeteci gelecek.
Muhabir gelecek.
Televizyoncu gelecek.
“Bu haber neden böyle servis edildi?” diye soracak.
“Bu açıklamanın kamuoyu karşılığı nedir?” diye soracak.
“5N1K nedir?” diye soracak.
Ben de işte tam burada İbrahim Hakverdi’ye küçük bir gazetecilik sınavı yapmak istiyorum:
Kim?
Ne?
Nerede?
Ne zaman?
Nasıl?
Neden?
Bir de K var tabii.
İnşallah “K, Karalar’ın K’sı mı?” diye cevap gelmez.
Bakın, mesele gerçekten İbrahim Hakverdi değil.
Mesele şu:
Adana’da yerel basına verilen değerin geldiği noktayı görünce insanın aklına türlü türlü fikir geliyor.
Mesela madem böyle gidiyoruz…
Yerel basını doğrudan Mezarlıklar Daire Başkanlığı’na bağlayalım.
Bence çok daha mantıklı.
En azından görev tanımı belli olur.
Sabah gazeteler gelir:
“Başınız sağ olsun.”
Öğlen televizyoncular gelir:
“Allah rahmet eylesin.”
Akşam internet gazetecileri gelir:
“Mekânı cennet olsun.”
Kapıya da dev bir tabela asalım:
ADANA YEREL BASINI
1920 – 2026
RUHUNA EL FATİHA
Hatta belediye isterse organizasyonu da büyütebilir.
Basın mensuplarına mezarlıkta ayrı parsel!
Gazetelere yan yana mezar!
Televizyonlara aile kabristanı!
İnternet sitelerine de “toplu defin alanı.”
Basın kartını gösterene ücretsiz dua!
Düşünsenize…
Gazeteci belediyeye haber sormaya gidiyor.
Görevli soruyor:
“Merhumun yakını mısınız?”
Gazeteci:
“Yok, ben muhabirim.”
Görevli:
“Ha, aynı şey… Buyurun.”
İşte Adana’da basının geldiği noktayı bundan güzel nasıl anlatacağız?
Sonra bize diyorlar ki:
“Çok sert yazıyorsunuz.”
Yahu biz sert yazmıyoruz.
Siz malzemeyi o kadar güzel veriyorsunuz ki yazı kendi kendine hicve dönüşüyor.
Biz ne yapalım?
Yarın Park ve Bahçeler Müdürü televizyonlardan sorumlu olursa şaşırmayacağım.
Fen İşleri Müdürü köşe yazarlarını yönetsin.
ASKİ kameramanlara baksın.
Veteriner İşleri de sosyal medya fenomenlerine bağlansın.
Zaten sistem tamamlanır.
Sonra İbrahim Hakverdi’ye de sorarız:
“Başkanım, 5N1K?”
Cevap:
“Onu bir Muhtarlık İşleri’ne sorun…”
İşte o zaman ben kalemi bırakırım.
Çünkü artık yazılacak köşe yazısı kalmamıştır.
Geriye sadece belediyenin önünde toplanıp hep birlikte söylemek kalır:
Adana yerel basınının ruhuna…
El Fatiha!