Bir süreden beri takip etmeye çalıştığım, ama yazmamak için de gayret gösterdiğim bir konu var. Nedir o konu? Türkiye-Azerbaycan ilişkileri. Böyle bir ifade yani bu ikili ilişki ifadesi aslında kurumsal anlamda bir ifade olup, duygusallık taşımaz. Yani, iki kurumsal ülke ilişkisi var ama duygusal anlamda tek bir ilişki var. Çünkü her iki ülke de Türk Milleti'nin devletidir. Bu nedenle bu ilişkiyi öyle mezhepçilik bakışı, ümmetçilik bakışı gibi bakışlarla ayırmaya çalışmak boşa giden bir emek olur. Bu ilişkiyi böyle gördüğüm için bu konuyu yazmamaya gayret ettim. Ama anlaşılıyor ki, bazı kafalar iki ülke arasındaki ilişkileri zorlayarak bir ayırım ortaya koymaya çalışıyorlar. Yani, artık ülkemizde büyük oranda tutmayan ve kabul görmeyen görüşlerini Azerbaycan üzerinden yürütmek istiyorlar.

Bir kere bu kardeş ülkemizin adı Azerb(a)ycan'dır. Yani Azerb(e)ycan değildir. İsmin kökeni konusunu herkes araştırabilir. İkincisi Azerbaycan Vatandaşları Azeri değildirler. Yani, ülkenin insanına farklı bir ad koyup farklı bir milletmiş gibi gösterme oyununa gerek yoktur. Azerbaycan vatandaşının adı Azeri Türkü'dür.

Üçüncüsü, Azeri Türkü, Müslüman kimliği içerisinde ağırlıklı olarak Şii anlayışına sahiptir. Dolayısıyla Şah İsmail'e bağlılıkları fazladır. Şah İsmail, biz Türkiye Türkleri'nin de kabul etmediği bir hükümdar değildir. Elbette tarihte bir Çaldıran Savaşı gerçeği vardır. Türk tarihinde bu tür kardeş savaşları çok olmuştur. Sadece bir örneği bile versek konuyu anlamaya yeter. Büyük Selçuklu Devleti, 1040 Dandanakan Savaşı'nda Gazneli Türk Devleti'ni yenerek kurulmuştur. Bu nedenle 1514 Çaldıran Savaşı'ndan dolayı bugün Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini bir ayrımcılık üzerine oturtmak kelimenin tam anlamıyla Türk düşmanlığıdır. İşte buna da asla izin vermeyiz, veremeyiz.

Her Azeri Türkü, duygusal anlamda Türkiye vatandaşıdır, her Türkiye Türkü, Azerbaycan vatandaşıdır. Bu yüzden yazımın başlığı 'Ben Azerbaycanlıyım' olmuştur. Bu nedenle kurumsal iki devlet arasındaki ilişki öyle ümmetçilikle, mezhepçilikle bakılacak bir ilişki değildir. Ümmetçiliğin, mezhepçiliğin bu dünyadan artık çekip gittiğini çok açık görmek gerektir. Nasıl? Şöyle: Türk Devletler Teşkilâtı kuruldu. Bu Teşkilat'ın içerisinde Macaristan var. Macaristan tam bir Hıristiyan devlet. Ne yapacağız şimdi?

Bu nedenle artık savunulacak bir yanı kalmayan görüşlerle koskoca Türk Dünyası'nı oyalamanın anlamı yoktur. Boş işlere harcayacak zamanımız da yoktur. Biz bazı ülkelerdeki özerk Türk Devletleri'nin bağımsız kalmalarını gönülden arzu ederken bağımsız Türk Devleti arasına geride kalmış anlayışlarla nifak sokmak hiç de kabul edilebilir bir durum değildir. İsteyen, toplumun genelinin ve hatta çok büyük çoğunluğunun ne düşündüğüne baksın. Orada gerçeği görür.