19 Ekim Muhtarlar Günü kutlandı. Çiçekler verildi, ziyaretler yapıldı, güzel sözler söylendi. Benim aklıma takılan bir soru var. Günümüz Türkiye’sinde muhtarlık kurumu hâlâ ne kadar gerekli? Özellikle büyükşehirlerde muhtarlıklar vatandaşın hangi sorununu çözüyor?
Her yıl 19 Ekim’de Muhtarlar Günü kutlanıyor. Kamu kurumlarının temsilcileri muhtarları ziyaret ediyor, çiçekler takdim ediliyor, günün anlam ve önemine ilişkin mesajlar yayımlanıyor. Elbette mahallelerine hizmet etmek için emek veren, vatandaşın derdini dinleyen, sorunların çözümü için mücadele eden bütün muhtarlarımızın günü kutlu olsun.
Ancak kimse alınmasın, kimse gücenmesin. Bir gazeteci olarak toplumun ve kamu yönetiminin işleyişi açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir soruyu gündeme getirmek istiyorum; Muhtarlık kurumuna bugün gerçekten ihtiyacımız var mı?
Şöyle bir düşünün…
Bu yazıyı okuyan kaç kişi mahallesinin muhtarını tanıyor? Kaç kişi muhtarlık binasının nerede olduğunu biliyor? Muhtarının adını, soyadını, hatta kadın mı erkek mi olduğunu bilen kaç kişi var?
Daha da önemlisi, kaç vatandaşın muhtarlığa işi düşüyor? Muhtarlığa gittiğinde hangi sorununu çözdü? Mahallesindeki hangi eksikliğin giderilmesine muhtar aracılık etti? Elbette bu soruların cevapları mahalleden mahalleye değişebilir. Bazı muhtarlarımız vatandaşla iç içe, mahallesinin her sorunuyla yakından ilgileniyor. Kapısını çalan herkese yardımcı oluyor, kurumlarla vatandaş arasında köprü görevi görüyor. Bu isimleri ayrı tutmak gerekir. Ancak bazı mahallelerde muhtarlıkların günlük hayatın ne kadar içinde olduğu, vatandaşın sorunlarının çözümünde ne ölçüde etkili olduğu sorgulanmayı hak ediyor. Çünkü bir kamu hizmetinin varlığı kadar, o hizmetin ne kadar kullanıldığı ve vatandaşa ne ölçüde fayda sağladığı da önemlidir.
Muhtarlık kurumunu tartışırken her bölgeyi aynı kefeye koymak doğru olmaz. Örneğin kırsal kesimlerde, köylerde ve merkeze uzak yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşların ihtiyaçları büyükşehirlerde yaşayanlardan farklı olabilir. Teknolojiye erişimin sınırlı olduğu, kamu kurumlarına ulaşmanın zorlaştığı bölgelerde muhtarlar önemli bir görev üstlenebilir. Vatandaşın talebini ilgili makamlara iletmek, yaşanan sorunları yetkililere duyurmak ve devletle vatandaş arasında iletişim kurmak açısından muhtarlıklar işlevsel olabilir. Özellikle yaşlıların, dijital hizmetleri kullanmakta zorlananların ve ulaşım imkânları kısıtlı vatandaşların bulunduğu yerlerde muhtarın varlığı önemli bir kolaylık sağlayabilir.
Peki, aynı durum büyükşehirler için de geçerli mi?
Adana, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde yaşayan vatandaşların kamu kurumlarına ulaşmak için çok sayıda seçeneği bulunuyor. Belediyelerin çağrı merkezleri, internet üzerinden başvuru sistemleri, e-Devlet hizmetleri ve CİMER gibi kanallar sayesinde birçok talep doğrudan ilgili kurumlara iletilebiliyor. Böyle bir ortamda, özellikle görevleri vatandaşın günlük yaşamında belirgin bir karşılık bulmayan muhtarlıkların gerekliliği yeniden değerlendirilmeli. Kırsalda devletle vatandaş arasında köprü kuran muhtarlık, büyükşehirlerde aynı işlevi ne ölçüde yerine getiriyor? Bence tartışmanın merkezine alınması gereken soru tam da bu. Köylerde ve kırsal bölgelerde ihtiyaç duyulan bir hizmet modeliyle milyonlarca insanın yaşadığı büyükşehirlerdeki modelin aynı olması şart mı? Her mahallede aynı yapıyı sürdürmek yerine bölgesel ihtiyaçlara göre farklı çözümler geliştirmek daha akılcı olmaz mı? Artık dijital bir çağda yaşıyoruz. Vatandaşlar pek çok işlemini e-Devlet üzerinden gerçekleştirebiliyor. Kamu kurumlarına yönelik şikâyet ve taleplerini CİMER aracılığıyla iletebiliyor. Belediyelerin çağrı merkezleri, internet siteleri ve çeşitli başvuru kanalları bulunuyor. Eskiden muhtarlıklardan alınan bazı belgeler için bugün farklı dijital kanallar kullanılabiliyor. Vatandaş, yaşadığı sorunu ilgili kuruma doğrudan bildirebiliyor, başvurusunun takibini yapabiliyor. İster istemez de insan soruyor artık teknoloji bu kadar ilerlemişken, kamu hizmetleri dijitalleşirken ve vatandaşın kuruma ulaşma imkânları artarken muhtarlık kurumunun görevleri ve işlevi yeniden değerlendirilmeli değil mi? Elbette dijital sistemlerin herkese aynı ölçüde ulaşmadığını da unutmamak gerekiyor. İnternet kullanamayan veya işlemlerini çevrim içi yapamayan vatandaşlar için yüz yüze destek hâlâ önemli. Ancak bu ihtiyacın karşılanması için her bölgede aynı idari yapının sürdürülmesi zorunlu mu? Alternatif hizmet modelleri de tartışılmalı. Burada mesele muhtarlarımızı değersiz görmek değil. Mesele, kamu kaynaklarının ne kadar verimli kullanıldığını sorgulamak. Muhtarlık kurumu yalnızca bir makamdan ibaret değil. Muhtarların ödenekleri, sosyal güvenlik primleri ve mevzuatla belirlenen diğer giderler bulunuyor. Muhtarlık hizmetlerinin yürütülmesi de çeşitli maliyetler doğurabiliyor. Bu nedenle muhtarlık sisteminin kamu bütçesine toplam maliyetinin ne olduğu ve karşılığında ne tür hizmetler üretildiği açık biçimde ortaya konulmalı. Burada önemli bir ayrıntıyı da gözden kaçırmamak gerekiyor: Muhtarlıkların kaldırılması ya da azaltılması hâlinde vatandaşın bugün muhtar aracılığıyla ulaştığı hizmetlerin başka kurumlar tarafından karşılanması gerekecek. Dolayısıyla yalnızca mevcut giderlere bakmak yeterli değil; alternatif sistemin maliyeti ve vatandaş üzerindeki etkisi de hesaplanmalı. Yaşlıların, engellilerin, dijital hizmetlere erişmekte zorlananların ve kamu kurumlarına ulaşmakta güçlük çekan vatandaşların sorunlarının ilgili mercilere aktarılmasında muhtarlar önemli bir rol üstlenebiliyor. Mahallesindeki ihtiyaç sahibi aileleri tanıyan, afetlerde vatandaşlara ulaşan, yerel sorunları yetkililere bildiren ve mahalle sakinleriyle kamu kurumları arasında iletişim sağlayan muhtarlarımızın emeğini inkâr edemeyiz. Burada da şöyle bir ayrım var bu işlevler bütün mahallelerde aynı ölçüde yerine getiriliyor mu? Muhtarlık hizmetlerinin etkinliği ölçülüyor mu? Vatandaş, muhtarına başvurduğunda ne kadar sürede sonuç alıyor? Muhtarlıkların başarısını değerlendirebileceğimiz ortak ölçütler var mı?
Bence tartışılması gereken asıl konu bu.
Muhtarlık kurumu sırf geçmişten bugüne geldiği için sorgulanamaz bir yapı olarak görülmemeli. Diğer bütün kamu kurumları gibi onun da günün şartlarına göre değerlendirilmesi gerekir. Benim burada dile getirmek istediğim, bütün muhtarlarımızın görevine son verilmesi gerektiği değil. Ancak muhtarlık sisteminin bugünkü ihtiyaçlara cevap verip vermediğinin ciddi biçimde ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Belki köylerde ve kırsal bölgelerde muhtarlıklar mevcut işlevleriyle korunmalı. Büyükşehirlerde ise mahallelerin ihtiyaçları, vatandaşların başvuru alışkanlıkları ve sunulan hizmetlerin etkinliği dikkate alınarak farklı modeller değerlendirilmeli. Bazı yerlerde muhtarlıklar etkin bir şekilde çalışıyor, vatandaşın sorunlarına çözüm üretiyor olabilir. Bazı yerlerde görevler büyük ölçüde dijital sistemler üzerinden yürütülebilir. Belki de mevcut yapı korunarak görevler daha net tanımlanabilir, hizmet kalitesi ölçülebilir ve kaynakların kullanımı daha şeffaf hâle getirilebilir. Bunların tamamı verilerle, vatandaşın görüşleriyle ve kamu yararı gözetilerek tartışılmalı.
Çünkü mesele bir makamın varlığı değil, o makamın vatandaşa ne kazandırdığıdır. 19 Ekim’de muhtarlarımızın gününü kutlamak elbette güzel. Ancak bir gün çiçek verip tebrik etmekle kamu hizmetlerinin niteliği artırılamaz. Asıl önemli olan, muhtarlık kurumunun vatandaşın hayatında nasıl bir karşılığı olduğunu ortaya koymaktır. Mahalle sakinlerinin görüşleri alınmalı, muhtarlıkların görevleri ve hizmetleri değerlendirilmeli, kamu bütçesine maliyeti ile toplumsal faydası karşılaştırılmalı. Muhtarlarımız da bu tartışmayı kişisel bir eleştiri olarak görmemeli. Çünkü sorgulanan kişiler değil, sistemin kendisidir. Sonuçta hepimiz daha iyi işleyen, daha az kaynakla daha çok hizmet üreten ve vatandaşa doğrudan fayda sağlayan bir kamu yönetimi istiyoruz. Ve yazımı şu soruyla bitirmek istiyorum. Siz hiç mahallenizin muhtarına gittiniz mi? Gittiyseniz hangi sorununuzu çözdü? Yoksa muhtarınızın kim olduğunu bile bilmiyor musunuz? Belki de muhtarlık sisteminin geleceğine karar verirken önce vatandaşın bu sorulara vereceği cevapları dinlemeliyiz.
Çünkü kamu yönetiminde asıl ölçü, bir makamın kaç yıldır var olduğu değil, vatandaşın hayatına ne kattığıdır.