Ülkemiz o kadar sıkıntılı bir döneme girmiş bulunuyor ki gerçekten bu durumdan daha kötüsü var mı acaba diye sormak geliyor insanın içinden.
Terörle mücadeleyi, teröriste teslimiyet olduğunu görerek bunu da Türk Milleti'ne barış diye dayatmak ne kadar ağır değil mi? Umalım ki, bu dayatma Anayasa'dan Türklüğü ve Atatürk'ü kaldırmaya kadar gitmez. Okullarda yaşadığımız şiddet eylemleri insanın kanını donduruyor. Önceleri daha çok abd'de gördüğümüz olaylar maalesef şimdi bizim başımıza gelmiş bulunmaktadır. Bu durumun önüne nasıl geçilecek, merakla, üzüntüyle bekliyoruz. Okullardaki bu ağır şiddet olayını düşünürken bir de ekonomiye bakıyoruz. Ekonomimizin insanımız üzerindeki ağır baskısı artık içinden çıkılmaz duruma geldiğini görmemek için galiba aklı kiraya vermiş olmak gerektir. Gerçekten ekonomimiz dibe vurmuş durumda ve kurtaracak bir anlayış da maalesef görünmüyor. Ekonomiden sorumlu kadrolar, sadece insanımızı kuru, alışılmış, heyecansız, ümit vermeyen vaatlerle oyalamanın derdindeler. Bugün ekonomiyi düzenleyen kadrolar, sanki uzun yıllardan beri kendileri değillermiş gibi yönetime adeta muhalefet yapar gibi açıklamalarla toplumu gerçekten oyalamaya çalışıyorlar. Oysa insanımız artık ekonomik şartların ağırlığından yaşamayı düşünemez duruma gelmiş bulunmaktadır. Bir de toplumun her kesiminde bir süreden beri tek konu olan fon konusu başımıza geldi ki, işte bu konu bütün dünyada alay konusu oluyor. Bu fon konusu o kadar ağır bir konu olmasına rağmen ne bir sorumlu görüyoruz, ne bir yetkili. Ne demek sorumlu ve yetkili görememek? Yahu bu kadar ağır, akıl almaz, inanılmaz bir pislik, rezalet yapılmış da bu yapılanlarla ilgili bir sorumlunun, yetkilinin istifa ettiğini, görevden alındığını gören var mı? Böyle bir durum nasıl olabilir, akıl alır gibi değil. Ülkemizde bir kesim var, utanma diye bir kavramın ne anlama geldiğini unutmuş. Bu kesim, utanma kavramının yerine yüzsüzlük kavramının daha geçerli olduğunu ispat etmek için olağanüstü çabalıyor ve maalesef biraz da başarılı oluyor. Ama elbette böyle gitmez ve gitmemelidir. Yahu bir insanın görevinden istifa etmesi için daha ne olmalı? Bir insanın görevden alınması için daha ne yapmış olması gerekir? Gerçekten telaffuz etmekte zorlandığımız rakamları bulan bu hırsızlık işinden yetkili hiç kimsenin sorumlu olmaması size de çok garip gelmiyor mu? Bu durum organize bir işle karşı karşıya olduğumuzu göstermiyor mu? Bu ağır şartların ve diğer değinmediklerimizin özeti şudur: Kötü yönetiliyor değil, maalesef yö-ne-til-mi-yo-ruz.
Ülkemiz ile ilgili anlatmaya çalıştığımız ve içinde bulunduğumuz bu ağır şartlardan daha kötüsü var mı diye başlıktaki sorumuza dönelim. Maalesef var! Ülkeyi savaşa sokmak. Hem de en ağırı olan İran ile savaşa sokmak. Evet, yaşayabileceğimiz en ağır iş budur. Ne demek Suudi Arabistan'ı korumak? Bunun ne demek olduğunu akıllıca anlatacak bir tek Türk var mı acaba? Husiler Arabistan'ı vuruyormuş ve biz de hâlâ ne olduğunu öğrenemediğimiz Mekke Anlaşması yapmışız. Eeeee! Ne yapalım? Arabistan'ı Türk askeriyle koruyalım. Hatta olmaz ise İran'la savaşalım. Yani, Arabistan'ı korumak için İran'daki Türklere, Türk askeri silah sıksın, öyle mi? Hadi be! İşte ülke, toplum ve millet olarak yaşayacağımız en ağır olay budur. Çünkü böyle bir durumun etkisi çok uzun bir tarihe mal olur. Umarım ve dilerim ki, bu kadar ağır, bu kadar kötü bir durumla karşılaşmayız.