Uzun zamandan beri söylüyorum; Türkiye'de Türk Sorunu çıkarmayın. Olmayan sorunları ülke gündemine zoraki sokmaya çalışmak, Türk Sorunu çıkarmaya neden olur diye sürekli ikaz ediyoruz. Ama nedense bu ikazlar birileri tarafından kulak arkası ediliyor. Bir kesim, ümmetçilik bakış açısıyla Türk Milleti denmesini engellemek istiyor. Bir kesim Mikro milliyetçilik yapabilmek için Türk Milleti denmesini istemiyor. Hangi nedenlerle olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter(tekil) ve milli özelliğini bozma girişimleri emperyalizme hizmettir. Bu çok açık bir gerçektir. Dünyayı yönetmek isteyen egemen güçler ve onların güdümündeki güçler, Türkiye'de Türk olmadığını, ya da Türk Milleti diye bir milletin olmadığını söyleyecek kadar zaman zaman ileri gidiyorlar. Elbette bu densiz girişimlerini, ülkemizin bazı yetkili güçlerinden destek alarak yapıyorlar. Basın'da Türk Milleti haklarını göğsünü gere gere savunan kaç kurum kaldı?

Peki, bütün bu gayretler, ülkemizin Türk olduğu gerçeğini değiştirebildi mi? Elbette hayır! Peki neden? Çünkü, çok dilli, çok milletli, çok dinli, çok hukuklu bir yapıdan kan akıtarak, ağır bedeller ödeyerek, büyük bir mücadele vererek tek milletli, tek dilli, tek dinli, tek hukuklu yapıya dönüldü. Türk Milleti'nin bütün unsurları çok büyük oranda bu gerçeğin farkında ve bu gerçeği çok iyi biliyor. Bu nedenle bir süreden beri ısrarla bu ülkede Türk Sorunu çıkarmayın, yoksa herkes altında kalır diye ikaz ediyorum. Türk Sorunu çıkmazmış gibi hareket edenler ülkemizde oluşan "Türklük" dip dalgasını ya görmüyorlar, ya da görmezlikten geliyorlar. Oysa öyle bir "Türklük" dip dalgası var ki; Türk Sorunu çıkarma çabaları devam ederse herkesi içine çekecek ve herkes zarar görecek. Bu nedenle tekrar ikaz ediyorum. Egemen güçler tarafından üretilen ortamın durumuna bakıp cesaret alarak hareket edenler; Türk Sorunu çıkarmayın. Bu konudaki ikazlarımızın ne kadar haklı olduğunu son günlerde yaşanan iki küçük örnekle anlatabiliriz zannediyorum. Birincisi Filiz Makarna'nın Türkiye Buğdayı ifadesini özür dileyerek değiştirip yeniden Türk Buğdayı ifadesine dönmesi. İkincisi, Yılmaz Erdoğan'ın yaptığı dizi çekimlerinde kullandığı Kam Davulu'na yapılan olumsuz tavırlardan özür dileyerek vazgeçmesidir. Bu iki örnek ile ilgili ayrıntılar basın'dan ve sanal dünya'dan takip edilebilir. İkinci örnek ayrı bir özelliğe sahiptir. Türklerin İslamiyet öncesi dönemine sahip çıkılması ayrı bir değerlendirme konusudur. Bütün bu anlattıklarımızın daha da somut göstergesi son günlerde yapılan Baro seçimleri sonuçlarıdır. Yani, Anayasa'da yapılacak değişiklikler Türksüz ve Atatürksüz olmamalıdır, olamaz. Olsa ne olur? Biz Türkler, dünyanın en eski ve en hareketli milleti olma özelliğimizi Anayasa değişimi için parmak kaldıranlardan almadık ki!