(Dünkü yazının devamı) Hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı ve temel hakların güvence altında olması bu nedenle önemlidir. Çünkü insanın korkmadan yaşayabilmesi için yalnızca cesur olması yetmez; haklarının korunacağına da inanması gerekir.
SUSKUNLUK KADER DEĞİLDİR
Korkunun karşısında cesaret vardır ama cesaret yalnızca bireysel bir kahramanlık meselesi değildir. Bazen bir haksızlığa itiraz etmek, bazen bir komşusunun yanında durmak, bazen düşüncesini açıkça söylemek, bazen de kendisiyle aynı fikirde olmayan bir insanın ifade özgürlüğünü savunmak, gerçek cesaretin göstergesidir. Toplumları değiştiren de çoğu zaman bu küçük ama kararlı tutumlardır. İnsanlar birbirlerine güvendikçe, ortak sorunlar karşısında dayanışma gösterdikçe ve demokratik haklarını kullandıkçe korkunun toplumsal yaşam üzerindeki etkisi azalır.
Unutmamalıyız ki özgürlük; yalnızca konuşma hakkına sahip olmak değil, konuştuğumuz için cezalandırılmayacağımıza güvenebilmektir.
Korku üzerine kurulan ilişkilerde itaat olabilir ama gerçek bir toplumsal güven oluşamaz. Sessizlik olabilir ama huzur olmaz. Görünürde istikrar olabilir ama özgürlükten söz edilemez.
SON SÖZ:
İnsan korkabilir. Korkmak ayıp ya da zayıflık değildir. Asıl mesele, korkunun insanın yaşamını yönetmesine izin vermemektir. Bir toplumun geleceği, insanların ne kadar korktuğuyla değil, korkularına rağmen ne kadar özgür ve onurlu yaşayabildikleriyle ilgilidir.
Çünkü korku insanı koruyabilir ama korkuya teslim olmak insanın özgürlüğünü elinden alabilir.
Ve belki de en önemli soru şudur:
Bir toplumda herkes kendi başına bir şey gelmesinden korktuğu için susuyorsa, yarın haksızlığa uğrayan o insanın yanında kim duracaktır?
Özgürlük, başkasının hakkını savunmaya cesaret edebildiğimiz yerde başlar.
-
Korku, tehlike karşısında ortaya çıkan doğal bir duygudur
-
Korkaklık, korkunun davranışlarımızı belirlemesine ve bizi hareketsiz bırakmasına izin vermektir.
-
Cesaret, hiç korkmamak değil, korkuya rağmen doğru olduğuna inandığımız şeyi yapabilmektir.
Dolayısıyla cesaretin karşıtı her zaman korku değildir. Bazen korkuya teslim olmaktır.
Son günlerde ülkemizde yaşadığımız olaylar, baskı ve zulüm bir anlamda hepimiz için bir turnusol kağıdı gibidir.
Kim cesur, kim korkak, kim klavye kahramanı, kim dürüst, kim haktan, haklıdan yana belli olmayan bir ortamda bizim özellikle sorgulamamız gereken en önemli mesele korkakla haini ayırt edebilmektir.
Korkmak insani bir duygu ve davranıştır ama hainlik asla affedilmeyecek bir yüz karasıdır ve ne yazık ki etrafımızda o kadar çok hain türedi ki ayıklamakta zorlanır olduk.
Korkularımıza esir düşmeden ama mücadeleden yılmadan barış, özgürlük ve demokrasi arayışına devam etmeliyiz.