Türkiye günlerdir fon soruşturmasını konuşuyor.
Soruşturmanın boyutu büyüyor, yeni isimler gündeme geliyor, sorular artıyor.
Bu tartışmaların içinde eski bakan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın da adı geçiyor.
Kamuoyuna yansıyan iddialara göre Kaya çifti, Özata Denizcilik hisseleriyle ilgili işlemlerde yaklaşık 163 milyon lira yatırdı ve yaklaşık 2.2 milyar lira parayı geri çekti.
Bu işlemlerin hukuka aykırılığı konusunda nihai yargı kararını vermek bizim işimiz değil. Soruşturma devam ediyor.
Ne bir şafak operasyonu ne ifadeye çağrı yapılmadı ancak vatandaşın kafasında cevap bekleyen sorular, hem de çok ciddi sorular var.
Çünkü mesele sadece bir kişinin ne kadar para kazandığı meselesi değil. Mesele, Türkiye’de büyük miktarlardaki servetin nasıl oluştuğu ve kamu gücünü kullanmış kişilerin finansal işlemlerinin nasıl denetlendiği meselesidir.
Ve benim bugün sormak istediğim soru biraz daha farklı.
2.2 milyar lirayla gençler için neler yapılabilirdi?
Bazen milyarlarca lirayı konuşuyoruz ama rakamların gerçek hayattaki karşılığını göremiyoruz.
Oysa bunu somutlaştırabiliriz.
Bodrum Ortakent’te yapımı tamamlanamayan 400 kişilik öğrenci yurdunun sözleşme bedeli 496 milyon TL.
2.2 milyar lirayı bu rakamla karşılaştırdığımızda ortaya yaklaşık 4,4 öğrenci yurdu çıkıyor. Yani kabaca 1.800 öğrenciye barınma imkanı sağlayabilecek bir yatırım büyüklüğünden söz ediyoruz.
Ya okul?
2.2 Milyar lira ile kaç okul yapılabilir?
Örneğin derslik başına yaklaşık 10 milyon TL’lık bir varsayım üzerinden düşünürsek:
2.2 milyar TL= 220 derslik.
10 derslikli okullar üzerinden bakıldığında yaklaşık 22 okul eder.
Ya burs?
Diyelim ki bu para doğrudan gençlere burs olarak dağıtılsaydı.
Örneğin öğrenci başına yıllık 100 bin TL burs verilseydi:
2.2 milyar TL/ 100 bin TL = 22 bin öğrenci
Yani 22 bin öğrenciye bir yıllık 100 bin liralık eğitim desteği sağlayabilecek bir kaynak.
2.2 milyar lira, Türkiye’de on binlerce gencin eğitim hayatını doğrudan etkileyecek büyüklükte bir paradır.
Hatırlarsanız adı geçen hanımefendi çok yıllar öncesi AKP yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesinden ABD de eğitim yapma gerekçesiyle 100 bin dolar burs almıştı. Ne aldığı bursun karşılığında bir zorunlu hizmet yapmış ne de son günlerde haksız elde ettiği 2.2 milyar için yatırdıkları 163 milyonun hesabını verebilmişlerdir.
Bu yazıyı rakamlarla belki biraz karmaşık hale getirdim ama yapılan yolsuzluklardan oluşan kamu zararının 100 milyar dolar olduğunu düşünecek olursak bu büyüklüğü anlayabilmek için bazı karşılaştırmalara ihtiyaç vardı.
Bir tarafta yüz yılın felaketi olarak anılan son depremin maliyetinden bile daha fazla paralar haksız şekilde belli çevrelere dağıtılırken Bodrum’da bir öğrenci yurdu hala açılamıyor ve yüzlerce öğrenci barınacak yerleri olmadığı için mağdur durumda.
Son söz :
2.2 milyar lira bir insanın hesabındaki rakam olarak baktığımızda sadece büyük bir servettir. Ama aynı rakama toplumun geleceği açısından baktığınızda:
Yurtlar demektir, okullar demektir, burslar demektir, kütüphaneler demektir.
Daha geniş anlamda gençlerin geleceğe tutunması demektir.
İşte benim asıl sorgulamak istediğim de bu.
Bir ülkede gençler gelecek kaygısıyla yaşarken, milyarlarca servet hareketleri gündeme geldiğinde toplumun sorması gereken soru sadece ”kim ne kadar kazandı?” değildir.
Daha önemli soru şudur:
Bu ülkede gençler için neden bu kadar az kaynak varmış gibi davranıyoruz da bazı insanların birkaç ay içinde milyarlarca liralık kazanç elde ettiği iddialarını konuşuyoruz?
Ve belki de en temel soru:
“Bir ülke, gençlerine ne kadar yatırım yapıyorsa geleceğine de o kadar yatırım yapmış olmaz mı?”
Bodrum’da 400 kişilik bir öğrenci yurdunun yaklaşık 500 milyon liraya mal olduğu bir Türkiye’de, 2.2 milyar liranın ne anlama geldiğini artık sadece hesap makinalarıyla değil, gençlerin hayatı üzerinden konuşmanın zamanı gelmedi mi?
Asıl mesele para değil, adalet duygusu
Bence toplumun tepkisini anlamak için buraya bakmak gerekiyor. İnsanlar yalnızca “Birileri çok para kazanmış” diye tepki göstermiyor.
Asıl soru şu: Bu ülkede herkes aynı kurallara mı tabi?
Bir genç yıllarca okuyup üniversiteden mezun oluyor. İş bulmakta zorlanıyor. Bir yurtta kalabilmek için sıra bekliyor, kira da ödeyemediği için Bodrum’da olduğu gibi kaydını sildiriyor ya da dondurmak zorunda kalıyor.
İşte burada adalet duygusu devreye giriyor. Gençlerin yargıya, adalete, devlete güveni kalmıyor.
Kamusal kaynakların nasıl kullanıldığını sorgulamak demokratik yurttaşlığın gereğidir.
AYHAN ONGUN (Gazeteci-Yazar) 6.10.2026/BODRUM