Şimdi eğri oturalım, doğru konuşalım; bir İstanbulluyu, bir İzmirliyi, bir Ankaralıyı, ne bileyim bir Bursalıyı önüne sadece haşlanmış makarnayı koyup, üstüne de bir çimdik peynir serpiştirerek kandırabilirsiniz. "Aha al sana akşam yemeği!" dersiniz, onlar da "Hıımm çok leziz, çok hafif olmuş, eline sağlık" der, paşa paşa yer.

Ama o iş Adana’da yemez arkadaş! Bir Adanalının önüne öyle kaynar suya girip çıkmış, gariban makarnayı koyun bakayım… Valla masada kriz çıkar! O tabak havada uçar, üstüne bir ton bağırış çağırış, hatta Allah muhafaza mesele Aile Mahkemesi’ne kadar gider! Hoş mu? Değil elbet... Ama Adana’da yemek yemek, sadece karın doyurmak değildir; bir yaşam felsefesi, bir racon, bir sofra adabıdır!

***

Elbette biz Adanalılar her Allah’ın günü; sabah ciğerle kahvaltı yapıp, öğle lahmacunu gömüp, akşam kebap yiyip, gece yarısı şırdanla uykuya geçmiyoruz. Mide de bir yere kadar, cüzdan da! Hele şu ekonomik şartlarda her gün kallavi sofralar kurmak hayal. Lakin! Bizim mottomuz bellidir; “Masaya ne gelirse gelsin; o sofra krallar gibi kurulacak, o aç midenin hakkı verilecek!”

Adana’da mutfak hukuku denen bir şey var; o makarna sade, dümdüz tabağa giremez! Örneğin, akşam eve kurt gibi aç döndünüz, eşiniz de en az sizin kadar yorgun… Hızlıca mutfağa geçilir ve o kutsal mesai başlar. Tencerede ne mi var? Öğrencinin can yoldaşı, fakir dostu, milli yemeğimiz: Makarna... Ama durun! Adana’da o makarna asla ve kat’a haşlanıp, bodoslama tabağa konmaz! Bunu zaten marifetli bir Adana hanımının ne vicdanı kaldırır ne de mutfak gururu. Hiçbir şey yapamıyorsa bile, o makarnaya öyle bir domatesli-salçalı-sarımsaklı sos basılır, üzerine öyle bir avcar (baharat) boca edilir ki; tencere dile gelip, "Beni ye! Beni ye!" diye bağırır. Maksat sadece aç kocanın sesini kesmek mi? Tövbe deyin! Kendisi de o tabağa bakıp, bir gastronomi mimarı gibi gururlansın diye…

Bitti mi? Asla! Adana’da hiçbir yemek, tabağa yalnız mahkûm edilmez. Yanına anında kütür kütür bir marul salatası ya da gözyaşı garantili acılı çoban salata, öte yanına da buz gibi bir şalgam ya da ayran çekildi mi… Alın size gariban makarnasının gurme versiyonu! Biz böyle bir memleketiz işte. En basit yemekte bile, mideyi doyurmadan önce gözü, ruhu ve gururu doyuracağız. Nefes alırken bile lezzet arayan bir Adanalıya, düz makarna yediremezsiniz!

***

Söz konusu lezzet olunca gözü başka bir şey görmeyen bu şehir, tutkusunu nihayet resmiyete döktü. Baktılar ki, “Yahu bu memleket sadece yemek yemiyor, adeta gastronomi tarihini baştan yazıyor! Madem lezzetin kitabını yazdık, sofranın da raconunu en güzel biz keseriz” dediler ve 10 yıl önce Adana’nın gururu Lezzet Festivali’nin ateşi yakıldı. Dile kolay; tam 10 yıldır bu topraklarda damak çatlatan, buram buram gastronomi kokan dev bir fırtına esiyor.

Kebapların dumanı gökyüzünü kaplıyor, şırdanlar adeta şov yapıyor, et-tavuk dönerler caddeleri fethediyor. Lahmacunlar, analıkızlılar, sıkmalar, börekler, çörekler... Tatlı krizine girenler için; sıcak sıcak, çıtır çıtır halka ve burma tatlısı, şerbeti damarlarda gezen karakuş tatlısı, bol kaymaklı taş kadayıf ve bici bici … Vallahi yazarken bile klavyenin üstüne damak çatlatan lezzetler damlıyor!

Aslına bakarsanız bu festival, diğer şehirlerde, "Sadece tuzsuz, haşlanmış makarna yesem de olur!" diyen gariban vatandaşlar için bir nevi lezzet rehabilitasyon merkezidir! Onlar da öğrensin hakiki yemeğin ne olduğunu. Nitekim her yıl Adana Lezzet Festivali’ne gelen yerli ve yabancı turist sayısı çığ gibi büyüyor. Şehrimize gelip üç gün dilediği gibi yiyip içen insan, memleketine dönünce kendi mutfağına yabancılaşıyor, benden söylemesi!

***

Bu yıl da 10 numara 5 yıldız bir festival bizi bekliyor. Valiliğimizden Büyükşehir Belediyesine, ilçe belediyelerinden odalara, STK’lardan esnafına kadar tüm şehir adeta tek yürek, tek mide! Şehrimizin o buram buram tarih kokan sokaklarını gezmek, tarihi dokusunu hissetmek ve tabii ki dünyada eşi benzeri olmayan bu lezzetleri yerinde tatmak isteyen herkesi, 10. Uluslararası Adana Lezzet Festivali’ne bekliyoruz.

Dünyanın gözü bir kez daha Adana’nın üstünde olacak. Sadece mideleri değil, misafirlerimizin kalbini ve ruhunu da doyurmaya hazırız. Emeği geçen, bu kadim kente taş üstüne taş, mangal üstüne et koyan herkesin eline, yüreğine sağlık!

Haydi toplanın gelin; Adana sizi bekliyor… Ama uyarmalıyım: Diyetinizi kapıda bırakıp öyle gelin!