Akşamüzeri… Yer Çankaya Köşkü. Başbakan İsmet İnönü, omuzlarında ülkenin ağır yükü, yorgun argın, sinirden köpürmüş halde içeri girer. Yıllardır omuz omuza çarpıştığı Atatürk, dostunun bu halini görünce dayanamayıp sorar; “Hayrola İsmet, nedir canını bu kadar sıkan?”

İnönü, Türk Hava Kurumu (THK) toplantısından gelmektedir. Sabah saat 10.00’da başlayan mesai, aralıksız akşam 17.00’ye kadar sürmüş ve yapılan didik didik denetimde tam 40 para (yani 1 kuruş) açık çıkmıştır! İnönü, o 1 kuruşun hesabını sorabilmek için THK Başkanı’nı saatlerce terletmiştir. Üstelik bu başkan, sıradan bir torpilli memur değil; Atatürk’ün çocukluk arkadaşı, İstiklal Madalyalı silah arkadaşı ve sırdaşı Fuat Bulca’dır.

Hesabı denkleştiremeyen Bulca istifaya yeltendiğinde, İnönü “İstifa en kolay yoldur. Yurttaş bu parayı kurum yükselsin diye veriyor. Millet nereye gittiğini bilmek ister” diyerek kestirip atar. Atatürk ise çocukluk arkadaşının harcanmasından ziyade, bu demir leblebi dürüstlüğe gülümser ve o meşhur tarihi cümleyi kurar:

“Demek mesele bu. Haklısın. 40 para günün birinde 40 lira, 40 lira da 400 lira olur. Bu da giderek büyür halkın ağzında. Biz Cumhuriyeti kurarken böyle 40 paralara çok ihtiyacımız oldu.”

Ve hikâyenin sonunda İnönü, memurları seferber edip o 1 kuruşun yanlış kaleme yazıldığını bizzat buldurur. Sabiha Gökçen’in “Atatürk’le Bir Ömür” hatıratından günümüze miras kalan bu tabloya bakıp da, bugünün Türkiye’sinden şöyle bir etrafa seslenmemek elde mi?

Şimdi gözümüzü bugüne çevirelim… Çankaya’nın o 1 kuruşluk hassasiyetini, günümüzün porsiyonluk tasarruf tedbirleri, milyarlık ihale farkları, kayıp bütçeler ve yanlışlıkla başka hesaba geçen (ama bir türlü geri gelmeyen) kamu kaynaklarıyla mukayese edelim.

Kuruş ne kelime, milyarlar havada uçuyor: Bugün 40 paranın lafını eden mi kaldı? 1 kuruşu sokakta bulsanız bakkal sakız vermez. Günümüzün bürokratı ve siyasetçisi için 40 para, esamesi okunmayacak bir küsurat. Biz de bırakın 1 kuruşluk açığı bulmak için 7 saat toplantı yapmayı, milyonlarca liralık kamu zararları "Yuvarlama hatası", "Kur farkı" veya "Enflasyonun fıtratında var" denilerek halının altına süpürülüyor.

İstifa müessesesi ve koltuk yapıştırıcıları: O devirde Atatürk’ün çocukluk arkadaşı Fuat Bulca, 1 kuruşluk açık yüzünden istifanın eşiğine geliyor. Günümüzde ise bırakın istifayı, ortada skandallar silsilesi, denetim raporlarında devasa delikler oluşsa bile, ilgili yetkililer koltuklarına öyle bir yapışıyor ki, merkeze kuvvetle çekseniz bile kımıldatamıyorsunuz. Görevden "Affını istemek" bile bir lütuf haline gelmiş durumda.

"Halkın Parası" kavramı: İnönü “Yurttaş bu parayı kurum yükselsin diye veriyor, millet nereye gittiğini bilmek ister” diyor. Hey gidi günler hey! Şimdilerde "Milletin parası" ibaresi, lüks makam araçları, bitmeyen projeler, biten ama tekrar yapılan yollar ve ekonomi uçtu, ekonomimiz süper ezgileri arasında mefta oldu. Vatandaşın verdiği verginin nereye gittiğini sorması ise, artık ekonomik sabotaj veya huzur bozuculuk sayılıyor.

Velhasıl kelâm…

Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü, o gün 1 kuruşun peşine düşerek aslında devlet ahlakının temellerini atıyorlardı. Çünkü küçük paranın hesabını vermeyen, büyük paranın hiç veremezdi.

Bugün eğer yöneticilerimiz o masalardaki titizliği biraz olsun hatırlasaydı; ne kamuda lüks yarışına girilir, ne de bütçe delik deşik olurdu. Kat ama ne yazık ki devir değişti; o 40 paranın hesabını soran ciddiyet Kaf Dağının arkasında kalırken, "40 milyar nerede?" sorusuna verilen cevaplar da, mizah programlarına meze olmaktan öteye gidemiyor.

Ne diyelim; belki günün birinde o 1 kuruşluk vicdan, yeniden Çankaya yokuşundan aşağıya, günümüz siyasetinin dehlizlerine doğru bir yürüyüşe geçer. Bekliyoruz!