Tarihin tozlu sayfaları bazen öyle detaylar sunar ki insana, bugünkü aklımızla düşündüğümüzde, “Yok artık, bu kadar da olmaz!” dedirtir. İşte tam da böyle, ilk duyduğumda beni hayli şaşırtan, Cumhuriyet dönemine ait ilginç bir iktisat ve günlük yaşam hikâyesini paylaşmak istiyorum siz değerli okurlarımızla.

Takvimler 1935 yılını gösterirken, sokakta yürüyen bir adamın üzerinde yapılan aramada iki adet çakmak taşı bulundu. Evet, yanlış duymadınız; sadece iki tane çakmak taşı! Ve devlet bu iki taşa anında el koydu.

Peki, bir insan neden cebinde taşıdığı iki küçük çakmak taşı yüzünden kaçakçı muamelesi görür?

Soru ilginç ama cevabı o dönemin ruhunda saklı…

Haziran 1929’da çıkarılan 1503 Sayılı Kanun’la Türkiye’de kibrit, çakmak ve çakmak taşının üretimi, ithalatı ve satışı tamamen devlet tekeline alınmıştı. Kaçak yakalanan tek bir çakmak taşının cezası 25 kuruştu. 1930’un ekonomisinde bu para, tam 10 kutu kibrit fiyatına denk geliyordu. Eğer cebinizdeki çakmak kaçaksa yandınız; cezası tam 200 kutu kibrit parasıydı!

Devlet, bir yıl sonra bu tekeli 25 yıllığına bir Amerikan şirketine devretti ve karşılığında 10 milyon dolarlık kredi aldı. Şirket hemen işe koyulup İstanbul Büyükdere’de dev bir kibrit fabrikası kurdu, 1932’de de üretime başladı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Şirket büyük bir sorunla karşı karşıyaydı: Türk halkı pratik zekâsını kullanıyor, kibrit almak yerine tekrar tekrar kullanılabilen çakmağı tercih ediyordu.

Bunun üzerine şirket yönetimi dâhiyane bir ticari hamle yaptı! Kibrit satışları düşmesin diye çakmak satışını resmen kısıtladı. İstanbul’da piyasada çakmak bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Öyle ki 1939 yılında bir gazete, çakmak bulamayan okurlarına köşesinden şu tarihi cevabı veriyordu: “Şirketin sattığı çakmaklardan başka çakmak kullanmak yasaktır!”

Siz arzı kısıtlar, talebi yasaklarsanız ne olur? Elbette kaçakçılık patlar! Nitekim 1933’te Ortaköy’de bir eve yapılan baskında tam 32 bin 800 adet kaçak çakmak taşı ele geçirildi. Baskın, müşteri kılığına giren bir polisin operasyonuyla gerçekleşmişti.

Mahkeme, taş başına 25 kuruştan toplam 8 bin 200 lira rekor ceza kesti. 1934’te ise bir gümrük memuru, zengin bir halı tüccarı kılığına girip Sultanahmet Meydanı’nda 9 bin kaçak çakmak taşını suçüstü yakaladı. Polisiyelere konu olacak cinsten bir gizli görev, altı üstü sigara yakmaya yarayan minik bir taş içindi!

Çakmak ve çakmak taşı 1949’da, kibrit ise 1952’de tekel olmaktan çıkarıldı da derin bir nefes alındı. Bugün cebimizde taşıdığımız, masada unuttuğumuz, kaybettiğimizde dönüp arkamıza bile bakmadığımız çakmak; bir zamanlar devlet zabıtlarına, polis operasyonlarına ve gazete manşetlerine konu oluyordu. İnsan bu hikâyeyi okuyunca düşünmeden edemiyor...

Tarih, sadece savaşlardan ve siyasi antlaşmalardan ibaret değildir. Aynı zamanda eşyaların ve alışkanlıkların da tarihi vardır. Dün uğruna zabıt tutulan, gizli operasyonlar yapılan çakmak taşı bugün ne kadar sıradan ve değersizse; bugün hayatımızın tam merkezinde duran şeylerin yarınki akıbeti ne olacak?

Örneğin, elektronik sigaralar, likitler veya tek kullanımlık "vape" aygıtları... Bugün merdiven altı satılan, kaçak operasyonlarına konu olan bu cihazlar yarın tamamen serbestleştiğinde, torunlarımız bizim geçirdiğimiz bu bocalama dönemine gülümseyerek bakmayacak mı?

Ya da cebimizde taşıdığımız, olmadan sokağa bile çıkamadığımız plastik sim kartlar? Fiziksel SIM kartların, e-SIM teknolojisiyle tarihe karışmasına ramak kaldı. Belki 30 yıl sonra torunlarımız, "Eskiden telefonun içine plastik bir kart takmak için iğneyle küçük bir deliğe bastırıyorlarmış, kart kaybolunca operatörlere para ödeniyormuş" diye okuduklarında, bizlerin 1935’teki çakmak taşı kaçakçılığına verdiğimiz tepkinin aynısını verecekler.

Belki de durum bozuk paralar veya fiziksel cüzdanlar için geçerli olacak. Nakitsiz topluma doğru hızla ilerlediğimiz şu çağda, cebinde madeni para ya da kâğıt banknot taşıyan biri 2050’lerin insanına tıpkı cebinde çakmak taşıyla yakalanan o garip 1935 vatandaşı gibi gelecek.

Kısacası, zamanın ruhu değişiyor, ihtiyaçlar dönüşüyor. Bugün uğruna yasalar çıkardığımız, cezalar kestiğimiz, eksikliğinde kriz yaşadığımız pek çok nesne; yarının dünyasında sadece müze raflarında veya köşe yazılarında tatlı birer tebessüm olarak kalacak.

Peki sizce, bugün hayatımızın vazgeçilmezi saydığımız ya da son derece sıradan gördüğümüz hangi eşya, bundan 50 yıl sonra tıpkı bu "kaçak çakmak taşı" gibi şaşırtıcı bir hikâye ile hatırlanacak?