Bir fabrikatör, işçilerinin emeğinden, alın terinden, kursağından geçecek bir lokma ekmekten çalmak, pardon tasarruf etmek istedi. Yalnız ortada küçük bir sorun vardı; bunu açıkça ilan edemezdi. Ücret kesintisi duyulduğu an grev zilleri çalar, fabrikanın çarkları bir anda duruverirdi.

Bu kurnaz planı devreye sokabilmek için genel müdürü, birim amirlerini, muhasebeciyi, hatta ustabaşılarını odasında topladı. Masadaki tek soru şuydu; “İşçilerin ücretlerinden nasıl kesinti yapabiliriz?”

Cevap gecikmedi; “Bu mümkün değil patron. İşçilerin neredeyse hepsi sendikalı, ellerinde tapu gibi sözleşme var. Üstelik lehlerine kanunlar, yasalar mevcut. Yani anlayacağınız, bir halt edemezsiniz.” Toplantı anında sona erdi.

Bunun üzerine patron asistanına, “Beni kimse rahatsız etmesin, özel bir telefon görüşmesi yapacağım” dedi. Lakin ortada ne bir telefon vardı, ne de özel bir durum. Sadece biraz derin düşünmek, kurnazlık katsayısını artırmak için yalnız kalmaya ihtiyacı vardı.

Düşündü, düşündü, düşündü… Ve sonunda kafasında o meşhur ampul yandı; “Ahanda buldum!”

Korku reçetesi hazırdı, ustaca sahnelenen perde açılmak üzere… Sevgili patronumuz, korkunç bir psikolojik harp oyununu sahneye koymaya karar vermişti.

Ertesi gün fabrikanın girişine o malum duyuru asıldı: “Büyük zararlar nedeniyle fabrika tamamen kapatılmıştır! Yarından itibaren işe gelmenize gerek yoktur.”

Acı haberin yayılmasının ardından işçiler neye uğradığını şaşırdı. İşsizlik, parasızlık, yokluk, açlık ve sefalet hayaleti bir anda gözlerinin önünden geçti. Kimi ağlıyor, kimi çocuklarının geleceğinden bahsediyor, kimi de fabrikanın kapısında patronun ayaklarına kapanıp yalvarıyordu. Sırf ekmek teknelerini, işlerini koruyabilmek için tam iki gün boyunca yalvardılar. Üçüncü günün sonunda ise patron sahneye çıktı ve Oscar’lık bir tiyatro oynadı.

Gözleri dolu dolu, sesinde sahte bir merhamet tonuyla şöyle seslendi; “Çocuklarınızın aç kalmasına dayanamıyorum! Bırakın bu zararı ben üstleneyim. Fabrika çalışmaya devam edecek; sadece başka şansım olmadığı için ücretlerinizden biraz kesinti yapmak zorundayım.”

Grev yapmak mı? İşçiler grevi unutmuştu; sevinçten alkış tutuyor, gözyaşları içinde "kurtarıcı" patronlarına teşekkür ediyorlardı.

Bu alışılagelmiş tiyatro sahnesi, güç odaklarının insan psikolojisini nasıl manipüle ettiğinin en korkunç, en çıplak gerçeklerinden biridir.

Eğer insanların elinden bir şeyleri doğrudan alırsanız tepki gösterirler, karşı koyarlar. Hak ararlar, direnirler. Ancak onlara önce her şeyi kaybetme korkusunu yaşatır, cehennemi gösterir, ardından ‘ehvenişer’, yani kötünün iyisi olarak sadece hak ettiklerinin bir kısmını elinizde tutarsanız... Sizi bir düşman olarak görmezler. Bir kurtarıcı, hatta bir kahraman ilan ederler.

İnsanlar; onlardan bir şeyler çalarken, aynı zamanda onlara merhamet ediyormuş hissiyatı yarattığınızda, işte o zaman en kusursuz ve en kolay şekilde kontrol edilirler. Bugün modern çalışma hayatından tutun da, toplumsal düzenin dört bir yanında sahnelenen bu kriz tiyatrolarına şöyle bir bakınız.

Yokluk, yoksulluk, işsiz kalma korkusu mu kimliğimizi, kişiliğimizi mi kaybettiriyor? Yoksa bizi asıl bitiren kaybetme korkusuyla razı olduklarımız mı?