Yıl 1931, İstanbul-Sultan Ahmet Meydanı…
Meydandan geçen at arabaları sadece yük taşımıyordu o gün. Bir İmparatorluğun hafızasını, 600 yıllık bir çınarın köklerini taşıyordu.
Ne altın, ne mücevher; yükleri kâğıttı…
Tozlu, sararmış, üzerleri mühürlü kâğıtlar…
Bir devlet kendi hafızasını, okkası 3 kuruş 10 paraya satıyordu!
Evet, yanlış duymadınız; bir imparatorluğun tapusu, askeri sırları, bilim tarihi hurda kâğıt niyetine saman balyası gibi sıkıştırılmış, vagonlara yükleniyordu.
***
Dönemin gazetecileri ve Fuat Köprülü gibi aydınlar, “Dünyada hiçbir milletin kendi tarihi belgelerini sattığı görülmemiştir” diye bağırsa da, Maliye Bakanlığının cevabı soğuk ve kesindi;
“Bunlar yeni harflere uymuyor. Artık lüzumsuzdur.” Hatta birileri bu cinayeti örtmek için şu raporu tutmuştu, “Matahfim, yani kokuşmuş!”
Oysa kokan evraklar değildi, kokan gafletin ta kendisiydi. Bu işin arkasında sadece cehalet mi vardı, yoksa planlı bir komplo mu?
Satış işleminin hazırlığının 1929’dan, 1931’e kadar 2 sene sürdüğünü düşünürsek; bu kadar uzun bir hazırlığın ardından, cehaletten kaynaklandığını söylemek zordur.
Sahneye bir adam çıkıyor; Pançador… Galatasaray Lisesi mezunu, Türkçeyi ana dili gibi konuşan bir Bulgar Albayı.
Herkes onu, Ankara’da olması gereken sıradan bir askeri ateşe sanırken, o tam 3 yıl boyunca İstanbul’da Osmanlı arşivlerinin tozlu odalarında, araştırma adı altında cirit atıyordu. Pançador sadece belge okumuyor kesenin ağzını açıyor, yemliyordu.
Maliyedeki memurlara o akıl vermişti; “Bu evrakları ayıklayın, işinize yaramaz!” Ama aynı Pançador, kendi ülkesi Bulgaristan’a şu haberi uçuruyordu, “Sakın yakmayın! Türkler yakmaya kalkarsa engel olun, bize satın. Bunlar birer hazine…”
Bu plan uygulanırken suçlular, suçüstü yakalandılar. Bu yakalanmaya sebep olanlar, evraklar arabaya yüklenirken ve taşınırken, bunu gazetesine taşıyarak duyuran İbrahim Hakkı Konyalı gibi hayırlı işler yapanlardır.
***
Hz. Mevlana’nın soyundan olan İbrahim Hakkı Konyalı bu olay için; “Bu ihmal değildir. İhmalin çok ötesinde bir şeydir. Bu tam bir komplodur. Planlı, programlı imha hareketidir” demiştir.
Hemen alakadar kimselere haberler vermiş, Defterdarlığa dilekçe vererek, “Devlet, Bulgaristan’a okkası 3 kuruş 10 paraya satmıştı. Ben ise okkasını 10 kuruşa satın alacağımı, içindeki kıymetli olanları da sahipleneceğimi ve müzeye hediye edeceğimi yazıyla bildirdim” demiştir.
Buna rağmen sevkiyatı durduramamıştır.
(Devam Edecek…)