Beyni ‘Farklı’ çalışanlar

İnsan vücudunun en önemli organı nedir diye sorsam? Hemen herkesin vereceği cevap aynıdır: Beyin…

Peki, beyin denilen bu muazzam organ nasıl çalışıyor? Hadi hep birlikte beynin çalışma prensiplerine ve tabii ki bu prensipleri “es geçen" yurdum insanlarına yakından bakalım.

Öncelikle; piyasadaki en süper bilgisayarı getirin, bu et parçasının yanına çırak diye vermezsin. Ağırlığını tartıya koysan, taş çatlasın 1,5 kilo çeker. Ama dükkânın elektriğini sömüren de tam olarak bu eleman. Vücuda giren oksijenin, şekerin net yüzde 20’sini patron payı diye tek başına sömürür. Mazotu azıcık kes, anında dükkânı kapatır; başın döner, şalter iner.

İçeride tam 86 milyar personel çalışıyor üstat. Biz onlara nöron diyoruz. Birbirlerine öyle bir haber uçuruyorlar ki, dünyanın en hızlı iletişim ağı yanında sıfır kalır. Saniyede 120 kilometre hızla elektrik çakıyor kablolardan. Ayağının küçük parmağını sehpaya vurduğunda, “Aboo” diye bağırma fitilini bu elemanlar ateşliyor.

Arka tarafı sorarsanız; hard disk tam bir dipsiz kuyu. Çocukluk travmalarından tut, ilkokulda yediğin tokata kadar her şeyi yedeklemiş. Sen akşam yatağa serilip horlarken de, “oh be paydos” demiyor; iç-dış temizlik yapıyor, çöpleri atıyor, hatıraları raflara diziyor.

Fakat gelin görün ki, bu cihaz herkeste aynı performansta çalışmıyor. Fabrika ayarları yerinde duruyor, ancak kimi insan sanki garanti belgesini bile okumadan cihazı direkt çöpe atıyor.

Tam olarak ne mi demek istiyorum?

Peki, bunu siz istediniz; karşınızda fabrika ayarlarıyla oynananlar listesi…

  • Toplu taşımada bağıra çağıra konuşanlar, telefonun sesini sonuna kadar açanlar: Otobüsü veya metroyu kendi oturma odası sanıp, herkesin kulak zarına tecavüz etmeyi "özgürlük" zannedenler.

  • Kadına, çocuğa, doktora, canlılara şiddet uygulayanlar: Gücü ancak savunmasızlara yeten, öfke kontrolünü evde unuttuğu için toplumu adeta bir açık hava akıl hastanesine çeviren yobazlar.

  • Gaz-fren-debriyaja aynı anda basıp ekran görüntüsü alanlar: Park ederken fren yerine gaza basıp panikleyenler veya sinyal vermeyi lüks sananlar. Yaya geçidinde durmayanlar, makas atanlar, dirift yapanlar…

  • Etrafa çöp atanlar, parkı, sahili, sokağı çöp kutusuna çevirenler: "Nasılsa arkamdan temizlenecek" diyerek doğayı ve kamusal alanı ahır sanan zihniyetler.

  • Aklı paradan, çıkardan ve kurnazlıktan başka hiç bir şeye çalışmayanlar: Her ikili ilişkide, her sohbette, her işte; "Buradan ne koparırım?" diye hesap yapan, vicdanı, samimiyeti ve insanlığı enflasyona kurban edenler.

  • Yalancının peşinden koşan, kandırıldıkça alkış yağmuruna tutanlar: Dün söylediğini bugün inkâr eden, akla, mantığa, bilime sırtını dönüp sadece kulağına hoş gelen masallara inanan kitleler.

  • Hak-hukuk-adalet kavramını sadece işine geldiği an hatırlayanlar: Adalet terazisini kendi lehine bükmek için her türlü taklayı atıp, sıra başkasına gelince, "Nerde bu adalet?" diye bağıranlar.

  • İnternette okumadan, araştırmadan, sahte videolara, tık avcılarına inanıp hakaret edenler: Beynini sosyal medyanın ellerine teslim edip, kendi iradesini dijital birer bot haline getirenler.

Örnekleri siz de çoğaltabilirsiniz; zira bu liste mesai saatleri içinde bile bitmez.

Bu tiplerde beyin adeta sıfır kilometre, fabrikadan çıktığı gibi jelatini bile üstünde duruyor mübarek. Çünkü içine tek bir damla eleştirel düşünce, empati veya mantık damlatılmamış.

Neyse, motor sağlam ama hor kullanmaya gelmez.

Uykunuzu alın, suyunuzu eksik etmeyin, asıl patronunuzu (yani o 1,5 kiloluk mucizeyi) gereksiz yere strese sokup faturayı kesmeyin.

Unutmayın; beyin bedavadır, fakat bakımsızlıktan hurdaya çıkanın masrafını hela kapıları bile ödeyemez!