Bir lise öğretmeninin sinema sevdası ve bir sinema kulübü hayaliyle başlayan Altın Koza, bugün dünyanın dört bir yanından filmleri Adana’da buluşturuyor. Teknoloji değişti, sinema değişti, şehir değişti hatta insanlar bile değişti. Peki yarım asrı aşan bu hikâyede değişmeyen ne?
Bu sorunun cevabını filmlerde değil; o filmleri izlemek için aynı perdeye bakan Adanalılarda aramak gerekiyor. Sinemanın artık salondan taştığı, filmlerin cep telefonlarına sığdığı, yapay zekânın görüntü üretmeye başladığı bir çağda bu kent insanının hala sinemaya, salonlara akın etmesi takdire şayan değil mi? Altın Koza’nın hikâyesi aslında bir festivalin hikâyesinden daha büyük. Bir şehrin sinemayla kurduğu ilişkinin hikâyesi bu. Her şey 1969’da, Ziya Darendeli adında bir lise öğretmeninin sinemaya duyduğu tutkuyla başladı. Darendeli, Adana’da sinemayı sevdirmek ve sinema alanındaki gelişmeleri takip etmek amacıyla Sinema Kulübü’nü kurdu. Ardından Adana Belediyesi’nin desteğiyle bir film şenliği düzenlemek için harekete geçti. Çukurova’nın bereketini temsil eden pamuk kozası sinemanın da sembolü oldu. İlk Altın Koza Film Şenliği 15-22 Mayıs 1969’da yapıldı. Bugünden bakınca bu başlangıç, kolayca nostaljik bir hikâyeye dönüştürülebilir.
Siyah-beyaz filmler...
Eski sinema salonları...
Yıldız oyuncular...
Alkışlar...
Ama Altın Koza’nın asıl hikâyesi nostaljiden ibaret değil. Çünkü festival, yalnızca geçmişiyle değil, uzun kesintilerine rağmen yetkililerin ortaya koyduğu irade ve Adanalıların desteği ile bugüne ulaştı.
Ekonomik ve siyasal koşullar nedeniyle uzun bir ara verdi. Tam 19 yıl sonra, 1992’de yeniden hayata döndü. Üstelik yalnızca eski haline dönmedi; Türk sinemasının geleceğine de kapı açtı.
Öğrenci Filmleri Yarışması programa eklendi. Yani Altın Koza, geçmişin filmlerini hatırlamakla yetinmedi. Geleceğin sinemacılarını da aramaya başladı. Bence hikâyenin kırılma noktalarından biri tam da burada. Çünkü iyi bir festival yalnızca ödül dağıtmaz. Bir sonraki filmi çekecek kişileri de düşünür. Onlara ilham verir. Bir dönem sonraki yönetmenin, senaristin, görüntü yönetmeninin nereden çıkacağını merak eder. Altın Koza’nın yıllar içinde öğrenci filmlerine, kısa filmlere, senaryolara, yeni sinemacılara ve son yıllarda uluslararası arenaya alan açması nedeniyle bu festival yalnızca bir program çeşitliliği değildir. Sinemanın geleceğine yatırım yapmaktır. Ve bu yatırımın Adana’da yapılmasının ayrıca bir anlamı var. Çünkü Adana sinemayı yalnızca festivaller geldiğinde hatırlayan bir şehir değildir. Yılmaz Güney’den Yaşar Kemal’e, Orhan Kemal’den Muzaffer İzgü’ye uzanan güçlü bir kültür ikliminin içinde sinemayla edebiyatın, hikâyeyle sokağın birbirine karıştığı bir şehirdir Adana. Altın Koza da yıllar içinde salonlardan çıkarak bu şehirle daha fazla temas kurdu. Festivalin farklı dönemlerinde Adana’nın ilçelerine ve mahallelerine taşınan açık hava ve gezici sinema gösterimleri, bu ilişkinin yalnızca merkezdeki salonlarla sınırlı kalmadığını gösterdi. Belki de Altın Koza’yı Altın Koza yapan şeylerden biri tam olarak buydu; Sinema izlemek için Adanalının festivale gelmesini beklememek. Festivali Adanalının ayağına götürmek. Hayatta hiç sinemaya gitmemiş insanları, gençleri sinema salonları ile buluşturmak. Bugün ise karşımızda bambaşka bir sinema dünyası var. 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali 26 Eylül-4 Ekim tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Dünya Sineması seçkisinde 23 ülkeden 24 yönetmenin 26 filmi yer alıyor. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda 10 film yarışıyor. Bunların beşi dünya prömiyerini Adana’da yapıyor. Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda sekiz film var ve bunların altısı dünya prömiyerini Adana’da gerçekleştiriyor. Kısa filmlerde ise 983 başvuru arasından seçilen 63 yapım dört ayrı kategoride yarışıyor. Ve o dört kategoriden biri özellikle dikkat çekiyor: Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması. Festival yönetimi, 2026’da yapay zekâ alanında ilk kez ayrı bir yarışma başlığı açıldığını açıklıyor. İşte tam burada Altın Koza’nın 1969’dan 2026’ya uzanan hikâyesi yeniden anlam kazanıyor.
1969’da mesele sinemayı Adana’ya getirmekti. 2026’da ise dünyanın hatta geleceğin sinemasını Adana’da buluşturmak. 1969’da perdeye düşen görüntünün arkasında film makinesi vardı.
2026’da o görüntünün nasıl üretildiğini bile tartışıyoruz. Bir zamanlar pamuk kozası festivalin simgesiydi.
Bugün yapay zekâ, sinemanın sınırlarını yeniden tarif etmeye çalışıyor.
Ama asıl konu teknoloji değil.
Asıl konu insan.
Yapay zekâ bir film yapabilir mi?
Elbette yapabilir.
Görüntü üretebilir.
Ses üretebilir.
Karakter oluşturabilir.
Kurguya yardımcı olabilir.
Hatta bir gün sinemacıların bugün yaptıklarının önemli bölümünü yapması da şaşırtıcı olmayabilir.
Fakat bütün bunların arasında değişmeyecek bir şey var; Filmi izleyen insan.
Çünkü sinema, yalnızca görüntünün üretilmesi değildir.
Bir hikâyenin başka bir insanın zihninde ve kalbinde karşılık bulmasıdır.
Bir salonda ışıkların kapanmasıdır.
Yan koltuktaki yabancıyla aynı sahnede gülmek, aynı sessizlikte kalmak, aynı anda gözyaşı dökmektir.
Bir filmin sonunda “Ne anlatmak istedi?” diye düşünmektir.
Belki de Altın Koza’nın yarım asrı aşan yolculuğunun en önemli tarafı burada yatıyor.
Teknoloji değişiyor.
Filmlerin üretim biçimi değişiyor.
İzleme alışkanlıklarımız değişiyor.
Festival programları değişiyor.
Ancak insanın hikâye dinleme ihtiyacı değişmiyor.
Bu yüzden Altın Koza’nın geleceği yalnızca kaç film göstereceğiyle ölçülemez.
Asıl mesele, o filmlerin karşısında kaç insanın yeniden bir araya geleceğidir.
Bugün Altın Koza’ya baktığımızda bir şehrin kültür hafızasını görüyoruz.
Bir lise öğretmeninin hayalinin yıllar sonra nasıl kurumsal bir yapıya dönüşebildiğini görüyoruz.
Bir festivalin kesintilerden sonra yeniden ayağa kalkabileceğini görüyoruz.
Öğrenci filmlerinden dünya sinemasına uzanan bir yolculuğu görüyoruz.
Ve belki en önemlisi, sinemanın değişmesine rağmen bir şehrin sinemayla kurduğu bağın nasıl sürdürülebileceğini görüyoruz.
Altın Koza’nın başarısı, 1969’daki sinemayı 2026’ya taşıması değil.
Tam tersine...
1969’un ruhunu korurken 2026’nın hatta çok daha ötesinin sinemasını anlayabilmesidir.
Geçmişe sadakat, geçmişte yaşamak değildir.
Geçmişten neyi geleceğe taşıyacağını bilmektir.
Bir zamanlar pamuk kozası Çukurova’nın bereketiydi.
Sonra o koza sinemanın simgesine dönüştü.
Bugünse o sembolün taşıdığı anlam, belki tek bir cümlede saklı; "Hayal kur ve hedeflerinden sakın vazgeçme."
Belki Altın Koza’nın gerçek sırrı da budur.
Adana’nın sinemayla kurduğu hikâye hiç bitmeyecek.
Çünkü biliyoruz ki; "Her şey bir hayalle başlar, bunun temelinde inanç yatar, inanırsanız başarırsınız."
Adana inandı ve başardı.
Emeği geçen herkese teşekkürler...