İnsanlık tarihinin en ağır vicdan sınavından geçtiği, barbarlık ile izzetin epik bir hesaplaşmaya dönüştüğü o tarihi dönüm noktasındayız.

Aksa Tufanı; sadece askeri bir hamle ya da bölgesel bir hareket değil, siyonist katliam rejiminin ve onun arkasındaki emperyalist güçlerin illüzyonunu tüm dünyada parçalayan devasa bir uyanış meşalesidir.

Gazze’nin daracık sokaklarında yazılan bu destan, küresel zorbalığa karşı bir avuç inanmış insanın tüm insanlık adına tuttuğu en büyük ve en şerefli onur nöbetidir.

Çukurova'nın sıcağında yanan yüreklerimizle, Anadolu'dan Gazze'ye uzanan bu hakikat köprüsünü her platformda diri tutmak da mazlumlar adına bizim boynumuzun borcudur.

Aylardır süren bu acımasız ve vahşi süreçte Gazze; üzerlerine yağdırılan tonlarca bombaya, acımasız ambargolara ve dünyayı körleştiren bir medya sansürüne karşı tarihte eşi benzeri görülmemiş bir mukavemet sergiledi.

Bu destansı direnişin asıl kahramanları ise lüks saraylarda oturanlar değil; kucağında şehit evladına sarılırken “Rabbim verdi, Rabbim aldı, O’na hamdolsun” diyerek gözyaşını izzete dönüştüren Gazze’nin yiğit kadınlarıydı.

Yıkıntıların arasında toprağına sımsıkı sarılan, evini ve vatanını terk etmeyi reddeden ak sakallı çınarlarımızdı.

Enkazların üzerinde gülümseyerek tüm dünyayı utandıran, kefeni elbiselerinden önce giyen ama umudunu tek bir an bile kaybetmeyen cennet kokulu çocuklarımızdı.

Onlar, insanlığın öldüğü bir dünyada onurun ve imanın nasıl diri tutulacağını tüm insanlığa bir kez daha gösterdiler.

Bu şanlı mücadele, aynı zamanda adını tarihin altın sayfalarına kazıyan yiğit komutanların ve davanın sarsılmaz seslerinin omuzlarında yükseldi.

Siyonist rejimin ve onun küresel uşaklarının korkulu rüyası haline gelen, son nefesine kadar elindeki tüm imkanlarla cephenin en ön saflarında dövüşerek şehadete yürüyen Yahya Sinvar, direnişin pes etmeyen başeğmez ruhunu ebediyen sembolleştirdi.

Samimi kelimeleriyle milyonların yüreğine su serpen, hakikati haykırdığı için kahpece hedef alınarak şehit edilen Filistin davasının gür sesli sözcüsü Ebu Ubeyde ve onun gibi niceleri; bombaların bastıramadığı o hakikat çığlığını nesiller boyu sürecek kutsal bir mirasa dönüştürdüler.

Onlar toprağa düşüp şehadet şerbetini içtikçe, Gazze’nin bereketli topraklarında binlerce yeni direnişçi ve binlerce yeni umut filizlendi.

Bugün; Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’nun sarsılmaz imanını temsil eden kahraman milletimizin irfanı ve ilkesel adalet çizgisinden baktığımızda, Gazze’deki mücadelenin sadece Filistinlilerin değil, özgürlüğe ve adalete inanan tüm insanlığın haysiyet kavgası olduğunu çok daha net görüyoruz.

İşgalci siyonizmin en gelişmiş silahlarına, propaganda makinelerine ve küresel sermaye desteğine karşı imanın, vatan sevgisinin ve adanmışlığın galip geldiğine adım adım şahitlik ediyoruz.

Siyonist rejimin soykırımla bastırmaya çalıştığı bu direniş ateşi, ezilen tüm mazlum coğrafyaların ve insanlığın üzerindeki ölü toprağını serpmektedir.

Selam olsun toprağını namusu bilip bir adım dahi geri atmayan o izzetli ve kahraman halka!

Selam olsun kanlarıyla insanlık tarihini yeniden yazan aziz şehitlerimize, direnişi efsaneye dönüştüren yiğit komutanlarımıza ve hakikatin bayrağını gururla taşırken şehadete erişen tüm mazlumlara!

Şüphe yok ki, siyonist işgal ve onun işbirlikçi destekçileri mutlak bir yenilgiyle tarihin çöp sepetine atılacak; nihai zafer ise inananların, sabredenlerin ve son nefesine kadar direnenlerin olacaktır.

Hiç şüphemiz yok ki; Gazze kazanacak, insanlık kazanacak, biz kazanacağız!