Adana’da okulların açılmasıyla birlikte şehir yeniden bildiğimiz o yoğun trafik günlerine döndü. Sabahın erken saatlerinde yollara çıkan öğrenciler, veliler, öğretmenler, işe yetişmeye çalışan vatandaşlar... Dolmuşlar, belediye otobüsleri, servis araçları, özel otomobiller...
Hepsi aynı anda yollarda olmak zorunda olduğu için Adana trafiği daha da yoğun, daha da stresli.
Zaten sıcaklığıyla insanın sabrını zorlayan bir şehirde, bir de trafik sıkışıklığı eklenince sinirler geriliyor.
Bir araç önümüze kırıyor, sinirleniyoruz. Bir başkası yol vermiyor, korna basıyoruz. Trafik birkaç metre ilerlemiyor, öfkemizi direksiyona yansıtıyoruz. Adana’da trafikte kavga bitmiyor. Allah aşkına biz trafiğe mi çıkıyoruz, yoksa birbirimizle kavga etmeye mi?
En büyük tehlike, direksiyon başındaki öfkedir. Direksiyon başında başka birine dönüşmeyelim. Normal hayatında sakin, anlayışlı, hoşgörülü olan bir insanın direksiyon başına geçtiğinde bir anda öfkeli birine dönüşmesi şaşırtıcı değil.
Bir saniyelik öfke... Bir anlık dikkatsizlik... “Ben geçerim” düşüncesi... “Bana ne, beklesin” anlayışı... Bir telefon mesajına bakmak... Bir tartışma... Bunların her biri, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Trafikte yapılan bir hata, birkaç dakika sonra unutulabilir. Ama o hatanın bedeli bazen bir ömür boyu taşınabilir.
Okullar açıldı, sorumluluk daha da arttı. Şimdi özellikle dikkat etmemiz gereken bir dönemden geçiyoruz. Çocuklar sabahın erken saatlerinde yollarda. Servisler yoğun. Dolmuşlar ve otobüsler kalabalık. Yaya trafiği arttı. Kavşaklarda, okul önlerinde ve ara sokaklarda hareketlilik daha da fazla. Dolayısıyla sürücülerin normalden çok daha dikkatli olması gerekiyor. Bir çocuğun yola ne zaman çıkacağını, bir öğrencinin karşıdan karşıya geçerken ne yapacağını her zaman önceden bilemeyiz.
Bu nedenle özellikle okul çevrelerinde hızımızı düşürmek, yayalara öncelik vermek ve birkaç dakika geç kalmayı dünyanın sonu olarak görmemek gerekiyor. Birkaç dakika için hayatımızı riske atmayalım Trafikte herkesin bir yere yetişme telaşı var. Ama hepimizin ulaşmak istediği yerden daha önemli bir şey var o da sağ salim eve dönmek.
Beş dakika erken gitmek için yapılan riskli bir sollamanın, kırmızı ışıkta geçmenin veya aşırı hızın hiçbir anlamı yok. Çünkü trafik kazalarının telafisi bazen mümkün olmuyor. Üstelik yalnızca kendi hayatımızdan sorumlu değiliz. Direksiyon başındayken yanımızdaki yolcunun, karşıdaki sürücünün, kaldırımda yürüyen vatandaşın, bisikletlinin ve özellikle çocukların hayatını da etkiliyoruz.
Trafikte sakinlik zayıflık değildir. Bence trafikte sakin kalabilmek bir erdemdir. Önümüzdeki araç yavaş gidiyorsa birkaç saniye beklemek... Birisi hata yaptıysa hemen camı açıp bağırmamak... Korna ile öfke kusmamak... Trafik sıkıştıysa bunu kişisel bir mesele haline getirmemek... Bunların hepsi aslında çok basit davranışlar.
Trafikte canavar olmayalım. Adana'nın trafiği elbette yoğun olacak. Okullar açıldığında araç sayısı elbette artacak. Dolmuşlar, otobüsler ve servisler elbette daha fazla kullanılacak. Bunlar hayatın doğal bir parçası. Asıl mesele, bu yoğunluğun içerisinde insanlığımızı kaybetmemek.
Lütfen direksiyonun başına geçtiğimizde karşımızdaki aracın içinde de bizim gibi bir insan olduğunu hatırlayalım. Bugün direksiyon başında sakin kalmak, belki de yarın yaşanabilecek büyük sorunların önüne geçecek. O nedenle sakinlik iyidir, beladan uzak kalmak iyidir. Anlık öfkelerle hem başkalarına zarar vermeyelim hem de kendi başımızı belaya sokmayalım.