Başımızı ne zaman sokağa çevirsek, ne zaman bir pazar yerine, bir park bankına baksak toplumun kanayan, kabuk bağlamasına izin verilmeyen o en derin yarasıyla burun buruna geliyoruz. Belki de içimizi en çok acıtan, bakarken gözlerimizi kaçırdığımız o acı gerçekle; Emeklilerimizin sessiz, onurlu ama bir o kadar da hazin hayat mücadelesiyle..!

Hani insan düşünmeden edemiyor; Bizim sınırlarımızın içindeki emekliler ile sınırların ötesindeki emeklilerin hayat standartları neden birbirine bu kadar yabancı? Neden bizim insanımızın payına hep bir ömür süren geçim savaşı düşüyor?

Gelin, bu acı tezatı sadece iki kelimeyle masaya yatıralım.

***

Bizim dilimizde "Emekli" kelimesinin gayriresmi, ama sokağa yansıyan gerçek karşılığı ne yazık ki bellidir; Fatura kuyrukları, pazarın dağılmasını bekleyen yaşlı gözler, ucuz ekmek kuyrukları, yokluk ve bitmek bilmeyen bir hesap kitap telaşı...

‘Emekli’ kelimesinin İngilizcedeki karşılığı; "Retired." Bu kelimenin sözlük anlamını bir kenara bırakın, Retired’in dünyadaki karşılığı şudur; Yıllarca süren yorucu çalışma hayatının ardından gelen, anasının ak sütü gibi helal bir huzur. Seyahatler, balık tutmalar, dünya turları, hayatın tadını çıkarmalar ve dertsizce, hesapsızca para harcamalar... Tam bir ikinci bahar...

Biz Türkler o kadar çalışkanız ki (!) emeklilikten sonra, ak düşmüş saçlara rağmen, bir iş bulup çalışmaya devam ederiz. Bir araya gelindiğinde de, kederimizi gizlemek için işi şakaya vurup; "Evde oturup hanımla didişmeyeyim" deriz,

"Ayağa dolanmayayım diye kendime meşgale arıyorum" diye geçiştiririz.

Sizce de asıl sebep bu mu? Tabii ki değil! Kendimizi hiç kandırmayalım.

Bunun tek bir sebebi var: Emekli maaşı yetmiyor. Yani, para yok para!

Sınırlarımızın öte tarafındaki bir emekli, çalışma hayatını noktaladığında aldığı kallavi tazminat ve refah içinde yaşatacak maaşıyla ömrünün son demlerini adeta bir ödül gibi sürer.

Bizim emeklimiz ise çocuklarından, torunlarından köşe bucak kaçar. Onları sevmediğinden mi? Asla! Yanına koşan torununa bir çikolata alacak, evladına bir çay ısmarlayacak parası olmadığından..! O babalık, o dedelik mahcubiyetini yaşamamak için kendi kabuğuna çekilir.

***

Peki ya yabancı emekli?

Çoluk çocuk, torun tombalak demeden uzun soluklu bir tatil planı yapar. Ve bilin bakalım tatil için nereye gelirler? Bizim her gün hayranlıkla izlediğimiz, ama ateş pahası fiyatlar yüzünden yerli insanımızın kapısından bile geçemediği cennet vatanımıza...

Memleketlerinin "üç kuruş" parasıyla, ülkemizde gönüllerince tatil yapar, sonrasında huzur içinde geri dönerler. Bu cennet vatanın bir evladı olarak içimizi en çok kavuran sahne de burada başlar; Yıllarca bu ülkenin harcına terini, gözyaşını, gençliğini, emeğini vermiş bizim gariban emeklimiz; kendi memleketinde elin emeklisine hizmet ediyor.

Söyleyiniz; bundan daha büyük bir ayıp, bundan daha ağır bir keder olabilir mi? Bu topraklara ömrünü adamış analarımızın, babalarımızın hak ettiği hayat bu mu? Dünyanın başka bir yerinde Retired (emekli) huzurla yaşarken, bizim emeklimize sadece nefes alıp, hayatta kalmaya çalışması mı reva görülmüştür?

***

Sizce çok mu abarttım?

O halde, internete Türkçe emekli yazın ve görsellere bakın. Baktınız mı?

Karşınıza nasıl fotoğraflar çıkıyor?

Aynı kelimeyi (Emekli) İngilizce, yani ‘Retired’ olarak yazın ve görsellere bakın. Baktınız mı?

Bu sefer karşınıza hangi görseller çıkıyor?

Takdiri siz değerli okurlarıma bırakıyorum...